Posted by: philiser on: Kasım 30, 2010
-Spoiler İçerir-
Patrick Jane uzun zamandır medyumluk yapan, özel bir televizyon kanalında insanların kayıp yakınlarını bulan, kendi alanında popüler biridir. Kendisi insan davranışının tahmin edilebilirliği üzerinden iş görse de kimseye bunu anlatmamayı tercih etmektedir. Güzel bir evi, güzel bir işi, güzel bir çocuğu vardır. Amerikan rüyasının tüm unsurları bu adamın hayatında mevcut gibidir ama aslında değil gibidir de. Bir gün ünlü bir seri katille iletişime geçmesi için bir programa davet edilir. Tabiatı gereği biraz kibirli olan Patrick Jane kişisi programa çıkar ve uzun zamandır cinayetler işleyen ve bu cinayetleri işledikten sonra duvarlara kurbanın kanıyla gülen surat çizen katilimiz Red John hakkında aslında çok da fena olmayan tahminler(tabiki) yürütür. Tüm bu medya reklamının ardından Red John’u kızdırabileceğini düşünmeyen Patrick evine döner ve yatak odasının kapısında bir yazı bulur kağıtta: “Her şeyi tahmin edebileceğini düşünüyorsun ama bunu tahmin edemedin değil mi? Red John” yazısını okur. Kapıyı açan Patrick’in ilk gördüğü Red John’un alameti farikası kanla duvara çizilmiş bir gülen surat olmuştur. Karısının ve kızının cesedi ise hemen oracıktadır. Bundan sonraki günlerini her gün o odada uyumaya devam ederek geçirecektir.
Başına gelen bu talihsiz olay nedeniyle deyim yerindeyse dibe vuran Patrcik bir dönem akıl hastanesinde de bulunmuştur. Akıl hastanesinden çıkıp durumunu az da olsa toparladığında ise CBI (California Buro of Investigation)’ın teklifini kabul ederek cinayet büroda araştırmalara danışman olarak yardım etmeye başlar. Kibirli kişiliği, insanları bir kitap gibi okuyabilmesi, hipnoz yeteneği, sihir sanılan el çabukluğu marifetleriyle CBI’da hemen dikkat çeken Patrcik insanları gıcık etmede de usta olduğunu kısa zamanda kanıtlayacaktır. Mentalist’in kelime anlamıyla açılan dizi insan davranışını tahmin eden, hipnoz kullanabilen ve düşünce manipule etmede uzman olarak tanımladığı bu kelimeyle Patrick Jane’i işaret etmektedir. Yıllarca insanları medyumum diye kandıran Patrcik artık onlara nasıl medyum olmadığını anlatmaya çalışarak vaktini harcamaktadır, sürekli kullandığı “there is no such thing as psychic” onun bu çabalarını anlatmak için kalıp halinde tekrarladığı bir cümledir. Ama zaman zaman dizi içerisinde bundan şüphe ettiğimiz durumlar olmaktadır.
Patrick Jane büroda durmadan didiştiği amiri Teresa Lisbon, elinden kitap düşmeyen Koreli sorgulama konusunda usta polisimiz Kimball Cho (hastasıyız), Patrick ne derse desin onun medyum olduğuna inanan saf polisimiz Wayne Rigsby ve güzelliğine sürekli baktığımız Grace Van Pelt ile birlikte çalışmaktadır. Bu ekip California’da şimdiye kadar suç çözme oranı en yüksek ekip olmuş ve dikkatleri Jane’in küstahlıklarıyla ve büroya açılan hakaret ve tazminat davalarıyla üstlerine çekmişlerdir. Yine de emin olunan şeyler vardır bir dosya gelince o dosya %98lik bir oranla çözülmektedir.
Patrick Jane’in girişken tavırları, insanları manipüle etmesi, cesur soruları ve gıcık yaklaşımları ise her zaman problem yaratacaktır. Sürekli polis olmadığını ve danışman olduğunu dile getiren Patrick silahlardan korkar ve taşımaya çekinir, her kavgadan kaçar, kovalamacalarda sık sık ağaç arkalarına saklanır ve çay gördüğü yerde olay mahalli falan demez girer ve her yere parmak izlerini bırakıp çayını yudumlar. Sonuçta 3 sezon boyunca sayısız davaya bakan ekibimizin asıl hedefi ise her zaman Red John olmuştur ve Patrick de Red John’un asıl hedefi konumundadır. İkisinin arasındaki rekabet artık alenidir.
Tüm bu anlattıklarımızın dışına çıkacak olursak Patrick Jane’i oynayan karakterimiz Simon Baker uzun zaman Guardian dizisiyle ekrana gelen aktörümüzden başkası değildir ki bence gayet kendine özgü bir oyunculuk sergilemektedir. Teresa Lisbon karakteri ise Robin Tunney aktristi tarafından canlandırılmaktadır, ben kendisini Prison Break dizisinin ilk sezonundan hatırlıyorum, yanılmıyorsam Veronica ismiyle Lincoln’ün eski sevgilisi olan bir avukat rolündeydi. Buradaki oyuncuğunun nasıl olduğu konusunda çok fikir sahibi olamıyorum. Çok ilginç bir kadın, hiç rol yapmıyor gibi oynuyor, tuhaf bir rahatlığı varmış gibi geliyor..
Sonuç bölümümüze gelecek olursak, diziyle geçirdiğim uzun zamanlar sonucunda diyebilirim ki dedektiflik filmlerini sevenler muhakkak izlesinler, türün bence oldukça başarılı ve farklı açılar yakalayabilen bir örneği. Patrick Jane karakteri oldukça eğlendirici, öte yandan ilginç polisimiz Kimball Cho gülmelere doyuran ama aslında hiç de komik olmayan bir karakter, bir insan hiç komik olmayıp nasıl güldürür merak edenler şöyle bir bakabilir. Son olarak dizimizin IMDB puanının 8.3 olduğunu ve şu an 3. sezonun 9. bölümünde olduğunu belirterek yazıyı kapatmak isterim, türün meraklılarına gelsin efenim..