Festivalin Sonu…

Hmm evet, nasıl herşeyin sonu geliyorsa kesin festivalin sonu da geliyordur diyerekten bu yazıyı tasarlamıştım, evet geliyormuş, öncelikle festivalde emeki geçen herkese; Birkan, Onur, Elif, Mehmet, Can, burdan teşekkürü bir borç bilirim, negsel oldu, negsel diye böğürmek isterim bi de evet…
Religious: Dine stand up tarzı bir sunumla eleştirel bir şekilde yaklaşan bu filmimiz inanılmaz eğlenceli ve komikti. Bill Maher deyim yerindeyse harikalar yaratmış, dinin nasıl ekonomik bir örtü altında sömürüldüğü, insanların nasıl kandırıldığı ince ince anlatılıyor, mucize kavramı uzun uzun sorgulanıyor filmde. Ama hep dediğim gibi, eğer mucize diye bir kelime varsa ve terminolojimizde de bunun yeri var idiyse, içi her zaman doldurulabilir ben bunu bilir bunu sölerim, spoiler yok aman diyim, bulun, izleyin, gülün resmen…
Gökyüzü Savaşçıları: çok değişik, çok apayrı bir teknikle yapılmış olan bu animeyi mutlaka izlemelisiniz evet, konu biraz basit işlenmiş de olsa, görüntüler çok şahaneydi…

Lynch Behind the Curtain; perdenin arkasındaki Lynch’i görmek isteyen Lynch severler için müthiş bir deneyim bu yapım. Lynch’in nasıl da bambaşka bir alemde yaşadığını, nasıl insanlara sürekli 30 yıldır yaptığı meditasyonları anlattığını, efendime söyliyeyim ne kadar piss, pasaklı, hatta leşş bi insan olduğunu görme fırsatı sunuyor bu yapım bize ehehe, çok beğendim evet, gülmekten öldüm nedense, aşırı eğreti bir adam, mutlaka izleyin, yalnız yönetmen değil aynı zamanda sanatçı bir Lynch görmeniz çok olası, ve uyarmadı demeyin, her duyduğunuza inanmayın;)

At The Edge of the World: Dünyanın kıyısında, bir zamanlar greenpeace’den kopan, aktivist bir grup insanın, japon balina avcılarına karşı oluşturduğu mücadeleye ortak ediyor sizi. İnanılmaz görüntüler, mavinin her tonu gözlerinizin önüne seriliyor adeta, çok güzel bir yapım olmuş, o kadar şahane ki, o insanların hisleri, çalışmaları, balinaların neslini korumak için savaşmaları, hem bizi güldürdü, hem de acı içinde ve hayran bıraktı desem yeridir evet, indirin, alın, bulun, izleyin, izleyin kesin…

Be Like Others; İranda geylerin şeriyat gereği kesilmesini zorunlu kılan yasalar yüzünden, kadın olmak zorunda kalan insanların hayatına şahit oluyoruz. Düzenin işleyişine, herşeyi kendi çıkarına katıp kılıf bulmasına şaşıyoruz zaman zaman da ağlıyoruz evet çaresizce, iranda kadın olmak, gey olmak, erkek olmak, ayrı ayrı sorgulanıyor, imkansızlıklar gözlerimizin önüne seriliyor adeta, cins kimlikleri, kadın erkek rolleri, toplumun, devletin, dinin, ve çevrenin tüm bu roller üzerindeki etkileri üzerine oluşturulmuş en başarılı araştırmalardan biri kanımca, çok başarılı evet, mutlaka, mutlaka izlenmeli…
Bu seneki film festivali de, en az diğer festivaller kadar başarılıydı bence, hatta gittiğim her film, kendi çapında bir başyapıt gibiydi, çok beğendim, çok eğlendim, zaman zaman da üzüldüm evet, ama çok harika bir deneyimdi, yine festivaller, daha bissürü festivaller bekliyoruz evet, hep olsun hep gidelim, biletler de uygun olsun ve yeni keşiflerde bulunalım yine yeni yeniden, hoşçakal festivalll …
!f’e Başlarken…
Ne zamandır beklediğimiz festival günleri nihayet başladı. 13. Şubat Cuma günü ilk iki filmime gitmiş bulunmaktayım. İki filmi de beğendiğimi söylesem çok da yanlış olmaz herhalde.

İlk filmimiz Involuntary (İstemsiz); oldukça fazla insan hayatının zorlama, hayatın karşısında çaresiz kalan noktalarına değiniyordu. Aslında absürd dokusunun yanında oldukça sıcak, samimi ve eğlenceli sayılabilecek sahneleri vardı. Bir grup erkek tatilcinin yaşadıkları, bir kadının doğumgünü, iki tane çılgın kızın belirli anları, bir otobüs yolculuğunun detayları, bir okul öğretmeninin zor anları şeklinde bir sürü küçük pasajın birleşmesinden oluşan film, her pasajda en az bir kişinin istemi dışında başlarına gelen olaylardan bahsediliyor ve yine bu kişilerin olaylar karşısındaki bazen çocukça da gelse direnişleri seziliyor. Bir otobüs şöförünün tuvalet perdesinin kopması üzerine onca yolcusu olmasına rağmen biri suçu itiraf etmeden hareket etmediğini görüyoruz. Bir okul hocasının çocuklardan birinin dayak yediğini görüp müdahale edememesinin ardından, suçlu öğretmeni şikayet etme çabasını ve bu süreçte dışlanmasını izliyorz. İki genç kızın çok çılgın bir akşamın sonunda bir kızın bayılması ve yolda öfkelendirdikleri bir adamın onu arabasına alıp gitmesiyle gelişen olayları farkediyoruz. Havayi fişek patlamalarını huzurla izlediğimiz bir akşam oluşan bir kaza ve arkasından gelişenleri seyrediyorz. Neyi ne kadar istemediğimiz, neye ne kadar isyan edebileceğimiz ekseninde gidip gelen film bize ilginç görüntüler aktarıyor. Sosyal etkinin üzerimizde bıraktığı izleri keşfediyoruz, bütün sınıfın 3. kez itiraz etmesiyle uzun çizginin hangisi olduğunu bildiği halde kısa çizginin uzun olduğunu kabullenen, doğruyu bile-göre fikrini değiştiren öğrencinin konumunda hayata bakmaya zorluyor film bizi, acaba daha nelere sırf hiç kimse ses çıkarmıyor diye sesimizi çıkarmadık? Yine de aynı insanlar, ikna ediliyor, aslında bi yerde hepsi, daha önceden farklı önlemler almış olsalar, başlarına böyle şeyler gelmeyeceğini düşünüp, oldukları yerde konumlarını değiştirmeden kalma kararı alıyorlar, Ruben Ostlund yönetmenliğindeki film, filmden çok bir belgesel, ilginç bir deneyim niteliğinde, koşun, indirin, bulun, izleyin =))

İkinci filmimiz Fantastik filmler başlığı altında gösterilen Antti-Jussi Annila yönetmenliğindeki Sauna idi. Mehmet güsel kişisiyle büyük umutlar eşliğinde girdiğimiz salondan, bi kaç sıkıntı (korku filmi efektleri hoş diil ı ıh cık) sonunda da olsa, filmden hoşlanmış bir şekilde ayrılıyoruz. 1400′lü yılların sonunda, Rusya-İsveç savaşının bittiğini öğreniriz, sıra, sınırların belirlenmesine gelmiştir, Rus ve İsveçlilerden oluşan 5 kişilik ekip, ellerinde haritalarla, sınır çizmeye başlarlar, kanla çizilen sınır, yaşanmış olan hezimetlerden ipuçları taşımaktadır. Önce bu ekipteki bir abi kardaşe odaklanırız, abi kişisinin Eerik 73 insanı öldürdüğünü söylediğini duyarız, kardeş ise Knut, savaşın vahşetinden nasibini pek almamıştır, bir üniversiteye kabul edileceğinden bahsetmektedir, ikili kalmak için girdikleri bir evde, hristiyanlık dışı bitr takım resimler bulunca bu baba kıza saldırırlar, küçük kardeş Knut, 16 yaşındaki kızdan hoşlansa da onu zarar görmemesi için bir ambara kilitler ve Eerik’in kızın babasını öldürdükten sonra onu çıkardığını sanarak yoluna devam eder. Bu devam edişten itibaren belirli sahnelerde Knut’a odaklanır ve “come back” şeklinde bir dış sese sürekli kulak misafiri olduğunu farkederiz. Ekip sayımız 5 kişiye çıktığında ise onlarla yürümeye başlarız, yolda karşılarında bir bataklık bulan ekibimiz, bataklığın tam ortasında bir Saunayla karşılaşınca, garip olaylar başlar.

Saunayı oraya kimin yaptığını öğrenmek için yakındaki bir köye girerler, ama bir şeyler ters gitmektedir, köyde heryer tertemizdir, insanlar bataklığın ortasında bembeyaz kıyafetlerle dolaşmaktadırlar, köyün nüfusu 73′tür. Filmimiz bu andan itibaren Japon korku filmlerini andırmaya başlasa da, oldukça ilginç sahneler görür, güzel müzikler duyarız. Yüzü olmayan bir adamın ne kadar korkunç görünebileceğine şahit oluruz (bakınız). Kir, iki şey birbirine dokunduğunda arda kalan izdir. Yani aslında tüm anılarımızı oluşturan maddedir.

Oldukça iyi bir casting, oldukça güzel görüntü ve imgelerin bulunduğu bu filmi de koşun bulun, indirin izleyin, evet kesin böyle yapmalısınız. Son olarak sinema çıkışında filmi Halka’ya benzeten çocuğu kınamak istiyorum, Halka filminin orijinali olan Ringu’yu izlemediğini besbelli farkediyor ve bir kez de bu yüzden de kınıyorum kendisini evet ehehe =))
Filmin fragmanı için tıkla, evet tıkla hemen =)
!f İstanbul 2009

Arkadaşlar her sene olduğu gibi bu sene de adım adım festival zamanına yaklaşıyoruz, en sevdiğimiz festivallerden olan !f’in keyfi ise çok başkadır… 12 Şubatta başlayacak olan 8. Uluslararası Bağımsız film Festivalinin filmleri ve gösterim tarihleri burada http://2009.ifistanbul.com/ . Birsürü harika film var, oscar adaylığı olan filmlerin galaları da yine bu festivalde, hepsine tek tek bakıp kendi listemi oluşturmuş olmakla birlikte, bilet alımları esnasında oluşan sıra gerçeğinden fazlasıyla haberdar olduğum için de, gitmek istediğim ama gitmeyi başarıp başaramayacağımı bilmediğim filmleri listeleyip aşşağıya yazıyorum, siz de koşun gelin, birlikte izleyelim, noolcekki, buyrun ;
13 Şubat Cuma: Sauna: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Fantastik filmler başlığı altında gösterime sunulacak bu film Antti-Jussi Annila adlı yönetmenin elinden çıkma. İki kardeş olan Eric ve Knut’un (biri deneyimli bir asker diğeri de iyi bir haritacı olan) savaş sonrası bir komisyonla sınır belirlemek üzerine çıktığı yolda fantastik kayboluşlarını anlatır. Grup Tanrının unuttuğu bir bataklıkta saunası olan bir köye varır. Kir, iki şey birbirine dokunduğunda arda kalan izdir. Yani aslında tüm anılarımızı oluşturan maddedir.
14 Şubat C.tesi: Beatiful Losers: 17.30 Beyoğlu AFM Fitaş: Senden Başka başlığı altında gösterime sunulacak bu film Aaron Rose adlı esasen küratör bir kişinin ellerinden bize sunuluyor. “Güzel Kaybedenler bir kuşağın en etkili kültürel hareketlerinden birinin ardındaki heyecanın ve ruhun bir kutlaması niteliğinde.”

14 Şubat C.tesi : The Sky Crowles: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: Sukai Kurora’nın yönetmenliğinde çekilen anime oldukça fazla ödül almış. “Tanıdık ve alışılmadık manzaraların birleştiği modern bir dünyada geçen filmde, hafızaları bomboş olan Kildren’ler, hiçbir zaman büyümeyen çocuklardır. Çatışmalarda öldürülmedikleri sürece donuk bir ergenliği sonsuza dek yaşamaya mahkum olan bu insan ırkından savaşçı pilotlar; dünyanın, herçek savaşları uzakta tutmak adına ihtiyaç duyduğu “savaş” oyununu oynayarak Avrupalıları gökteki çatışmalarıyla eğlendirmek için işe alınmışlardır.”

15 Şubat Pazar: Tokyo: Bong Joon-Hoo, Leox Carax, Michel Gondry bizlere Tokyoda geçen 3 şahane öykü anlatıyor. Yaratık filminden tanıdığımız Bong Joon Hoo Tokyo sallanıyor adlı ilk öyüde; Hikikomori adı verilen ve hiç evine treketmeyen birinin deprem anında evine gelen ve bayılan pizzacı kıza aşık olması ve kızın evi terketmesiyle oluşan garip yönlerden bahsediyor. Leox Carax (Köprü Üstü Aşıkları) Bok’ta ise bizlere, Kanalizasyonlarda yaşayan ve Tokyo kentine anlaşılmaz hareketlerle karmaşa salan bir adamı anlatıyor. Michel Gondry (Rüya Bilmecesi, Eternal sunshine of the Spotless Mind) ise İç Mimari ile bize, hayali film çekmek olan Hiroko’nun hayatının yavaş yavaş kontrolünü kaybetmesini anlatıyor, bir sabah uyandığında göğsünde bir boşluk olduğunu farkeden Hiroko, sarpa saran bişiyler olduğunu farkediyor.
15 Şubat Pazar: Lynch: Behind The Curtain: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: David Lynch son eseri Inland Empire’ı çekerken, iki yıl boyunca kaydedilen 700 saatin üzerinde görüntünün kurgulanmasından oluşan film, Lynch’in yaratıcı sürecinin yakından bir portresi. Lynch fikirlerin güzelliğini keşfederken, biz de onunla birlikte, onun benzersiz sinemasal vizyonunu belirleyen soyutluğun içinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Yönettiği birsürü filmin nasıl oluştuğu üzerine belki de ipucu verecek olan bu belgesel tarzındaki film, kaçırılacak gibi değil, koşun Lynch heyranları, kime diyorum pişttt =)
16 Şubat P.tesi: The Sky Crawlers: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması
17 Şubat Salı: Religulous: 15.00 Beyoğlu Emek Sineması: Seinfeld’den tanıdığımız Larry Charles Tanrı üzerine sohbetler edildiği ilginç ve komik bir filme imza atmış, bakalım neler demiş =)

17 Şubat Salı: Franklyn: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: Fantastik filmler bölümünde Gerald McMorrow’un yönetmenliğinde gösterilecek olan Franklyn Günümüz Londra’sı ile hayali gelecekteki, inanç ve dini fanatizmin hüküm sürdüğü tekdüze bir metropol olan Meanwhile City. Körfez Savaşı gazisi, dini bütün Esser, Londra’nın evsizlerin hükmündeki karanlık sokaklarında kayıp asi oğlunu aramaktadır. Otuzlarındaki Milo, gerçek aşkın saf ve güçlü duygularına tekrar sahip olmak için çabalayıp durmaktadır. Çekici ve yaralı güzel sanatlar öğrencisi Emilia, hayat ve ölümü ayıran ince çizgide gidip gelen intihar konulu sanat projeleri üretmektedir. Şehrin tek ateisti, başına buyruk maskeli detektif Preest sokaklarda intikam peşindedir. Tek bir kurşun, bu dört kayıp ruhun kaderini beklenmedik bir şekilde belirleyecektir.
18 Şubat Çarşamba: The Pleasure of Being Robbed: 13.oo Beyoğlu Fitaş AFM: Hepimiz doğuştan depresifiz; kendimizi ne kadar meşgul edebiliyoruz, işte tüm olay bu sloganıyla Amerika’dan yeniler bölümünde gösterilecek olan filmde; New York’ta yaşayan Eleonore her yerde, yabancıların çantalarında bile bir şeyler arıyor. İnsanlar çantalarından çalınanları fark edince, yani Eleonore’un işi bitince, yüzlerinde acı bir gülümseme ile kalakalıyorlar. Soyulmanın Hazzı, en acı verici ve en güzel, en üzücü ve en komik, gerçek ve gerçeküstü, hasıraltı edilen ve dışavurulan yanlarıyla yalnızlığın bir portresi. Ve bir not, yönetmen Joshua Safdie 84 doğumlu=)
19 Şubat Perşembe: Back Soon: 15.00 Beyoğlu Emek Sineması: Kuzey Işıkları adı altında gösterilen film; Anna Hallgrimsdottir iki oğluyla beraber Reykjavik’te yaşıyor. İzlanda’nın soğuğundan bunalmış, işini devredip yurtdışına çıkmaya karar veriyor. İşi, yani esrar satmak, çok kazandıran bir iş ve o da bunu iyi bir ücret karşılığında devretmek istiyor… İşi -ve tabii cep telefonunu, keza müşterileri ona bu cepten ulaşıyorlar- devredeceği uyuşturucu satıcısı 48 saat içinde parayı hazır edeceğini söyler. Bu sırada Anna İzlanda’ya has her türlü aile meselesi ile uğraşır; mutfağı, günlük yeşilliklerini almayı beklerken partileyen müşteri/arkadaşları ile dolar taşar.

19 Şubat Perşembe: Uprise: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Sandro Aguilar yönetmenliğindeki film; Birini kaybettiğimizde, boş kalan alanlarda bizi duvarlarla bir yapan ortak bir vicdan belirir cümlesiyle açılan Keşif filmleri içinde gösterilecek filmde, her karakter bir sevdiğini kaybetmenin ruh hali içindedir. Bir zamanlar babasının yaşadığı apartman dairesinin boşluğuna alışmaya çalışan bir adam. Gözlerden uzak bir köyde geri dönmeyecek kocasının yolunu gözleyen hamile bir kadın. Yüreklerini ağırlaştıran hüzünleri ve kasvetli duruşları, bu insanlara sanki anestezi altındalarmış havası veriyor: Aksak ilerliyorlar, dinlenecek bir yer arar gibiler. Bu yoğun yalnızlık hissi titizlikle kurgulanmış müzikle birleşiyor. Diyalog az, sesler ise ancak gerektiği kadar.
20 Şubat Cuma: Better Things: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Keş!f filmleri adı altında gösterilecek olan filmde, Gail’ın agorafobisi onu içeriye, aşk romanları okuyarak kendini kaybettiği, anneannesi ile paylaştığı eve hapsediyor. Bu iki kadın ufak adımlarla birbirleriyle yakınlaşmaya çabalıyorlar. Rob kız arkadaşını kaybetmiş olmakla başa çıkmaya çalışıyor. Gladwin çifti, 60 yıllık beraberliklerinde bir dönüm noktasına gelmişler: Senelerce konuşulmayan gerçekler aralarında bir duvar örmüş bulunmakta. Sevgisinde sadık Bayan Gladwin küçük hareketleriyle bu durumu ikisi için de aşmaya çalışıyor. Film Duana Hopins yönetmenliğinde karşımıza çıkıyor.
21 Şubat C.tesi: Afterschool: 12.30 Beyoğlu Emek Sineması: Bir ilk film niteliğinde olan Afterschool yine Keş!f başlığı altında gösterilecek. !984 doğumlu Antonio Campos filmde bizlere, ölümün kurgusallığının çözümlenmeye çalışıldıkça tehlikeli bir hal alacağından bahsediyor. Robert, Amerika’nın Doğu yakasının seçkin liselerinden birinde okumaktadır. Çekingen ve içine kapanıktır; zamanının büyük çoğunluğunu nette porno sitelerinde gezinerek ve “gerçek gibi görünen şeylerin” kliplerini izleyerek geçirir. Bir gün ortalıkta dolanırken kazara iki genç sınıf arkadaşının trajik ölümüne kamerasıyla tanıklık eder. Okul yönetimi, öğrencilerin bu olayın şokunu atlatmalarını hızlandırmak amacıyla, ölen iki kızın anısına bir video hazırlanmasını uygun görür. Ancak bu görev hem öğrencileri hem de öğretmenleri huzursuz ve paranoyak bir ruh haline iter.

22 Şubat Pazar: Baghead: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Duplass Kardeşlerin yönetmenliğinde amerika’dan yeniler başlığı altında gösterilecek olan film, “Kafasına kese kağıdından torba geçirmiş bir adamı” konu alan komik, samimi, sempatik ve evet, biraz da korkunç bir film. Arkadaşlarının bir filminin başarısından esinlenen dört arkadaş haftasonunu geçirmek üzere ormanda bir eve kapanırlar. Amaç, ortada fazla bir fikir olmasa da, hepsinin önemli rollere soyunduğu, onları ünlü yapacak bir şaheser yazmaktır. Oraya vardıklarında, tahmin edileceği üzere, aralarında aşk ve arzu filizlenmeye başlar ve karakterlerden biri ormanda kafasına kese kağıdı geçirmiş bir adam gördüğünü iddia eder.
Tabiki biletleri alabilmenin nasıl eziyetlere dönüştüğünü hepimiz biliyoruz, Elif’le bi dönem kafamız ataş yağdığını düşünmek hatırlamak bile istemiyorum ki aa bakın yine hatırladım eheh, şimdi biletler bi alana bi bedava, o yüzden koşun, gelin, eklemlenelim, ucuza film izleyelim, hem de çok güzeller, bilet sırasına da birlikte girelim hatta eheh, böyle de çıkarım var blogdan, bildiğin davetler ediyorum, neyse işte, heyecanlıyım bi de şöyle diyor sitede; !f Istanbul festival biletleri 1 Şubat’ta www.mybilet.com üzerinden ön satışta, 7 Şubat tarihinden itibaren Beyoğlu AFM Fitaş, AFM İstinyePark, AFM Caddebostan Budak, Beyoğlu Emek Sinemaları gişelerinde ve Capacity AVM, Cevahir AVM, Profilo AVM, Kanyon AVM, Erenköy, Ümraniye, Nişantaşı, Beyoğlu D&R’larda.