philiser’s Blog

Archive for the ‘sinema’ Category

Foto-2276

Neil Gaiman’ın aynı adlı kitabından sinemaya ilk 3 boyutlu Stop Motion Animasyon olarak uyarlanan bu yapıt hem ailecek izlenebilecek, hem de çocuk kalmış yetişkinler için güzel bir seyirlik olabilecek türden bir film. Sadece Coraline kuklasının yapımının filmdek görüntüyü vermesi adına 3-4 ay sürdüğü söyleniyor, yine hem coraline hem de annesi için binlerce yüz ifadesi ve onlarca kukla kullanılmış.

Foto-2220

Film sihirli bir dünyayla açılıyor, harika renkler ve desenler bol keseden etrafa saçılmış uçuşuyor. Biraz çok bilmiş olan Coraline kızımız, ailesiyle yeni bir eve taşınıyor, arkadaşlarını geride bıraktığı için oldukça üzgün, annesiyle babası sürekli bilgisayarda çalıştıkları için son derece mutsuz. Evde tek başına ne yapacağını bilemeyen Coraline’in en büyük eğlencesi yeni evlerinin bahçesini keşfe çıkmak.

Foto-2231

Apartmanda yaşayan diğer komşular oldukça tuhaf, Miss Spink ve Miss Forcible tiyatrodan emekli olmuş, köpeklere oldukça düşkün, kaba tabiriyle deyim yerindeyse iki adet kokana teyze, evleri sanki bir sahneymişcesine sürekli kibirle tartışan bu iki sevimli kadın Coraline’e yardım elini uzatmaktan çekinmiyorlar =)

Foto-2271Coraline’in büyük tehlike altında olduğunu düşünen bu iki sevimli ve garip karakter, ona kendini koruması için yeşil delikli bir taş veriyorlar, ve sanki bu taş herşeyi çözecekmişcesine Coraline’i evlerinden oldukça çaresiz bir hissiyatla uğurluyorlar. Delikli taşın hiç bir özelliği olmadığını düşünen Coraline evin yolunu tutuyor. Ama hikayenin sonlarına doğru bu taşın önemini hepimiz farkediyoruz.

Foto-2265

Konuşmalardan birinde ona bahçedeki kuyudan uzak durması söylendiği için hemen oraya yönelen Coraline, kendine yeni arkadaşlar edinmeye başlıyor bile, adı sadece Kedi olan bir kedi sanırım onun ilk arkadaşı, sonra da hemen arkasından Wybie ile tanışıyor. Wybie,  Coraline’lerin evinin sahibi olan büyükannesiyle beraber yaşıyor, büyükannesi wybie’nin Coraline’lerin apartmanına girmesini yasak etmiş, söylediğine göre daha önce orda kızkardeşiyle birlikte oyun oynarlarken kız kardeşi kaybolmuş ve bir daha hiç bulamamışlar, orası tehlikeliymiş.

Foto-2226

Film burdan sonra Coraline’in evde küçük bir kapı bulmasıyla ve o kapıdan rüyalarında içeri girip düğme gözlü diğer anne ve babasıyla tanışmasıyla sürüyor, diğer anne babası mükemmel yemekler yapan, Coraline’le nasıl oynanacağını bile çok sevimli insanlar.

Foto-2247

Bu diğer dünyada diğer komşular olan insanlar hala tuhaf olmakla birlikte oldukça eğlenceliler, Miss Spink ve Miss Forcible sürekli köpeklerin bulunduğu bir tiyatroda bir takım oyunlar oynarken, Mr.Bobinsky’nin sürekli bahsettiği zıplayan fareleri de oldukça eğlenceli bir gösteri gerçekleştiriyorlar.

Foto-2275

Bu tanışmadan gayet hoşnut olan Coraline için ise eğlence, ona diğer annesinin iki adet düğme hediye etmesiyle son buluyor, Coraline’in onların yanında kalabilmesi için gözlerinin yerine düğmeler dikilmeli…

Foto-2254

Kısa süren bu mutlulukları Coraline’in evine dönmesine sebep oluyor, anne ve babasını evde bulamayınca da diğer anneye karşı bir savaş başlatıyor, Kedi’nin de yardımıyla ona bir oyun teklif ediyor, Coraline kazanırsa diğer anne onları serbest bırakacak, eğer kaybederse, düğme gözlere razı olacak. Bu andan itibaren hikayemiz Coraline’in cesareti ve bazı kapıların hiç açılmaması gerektiği anafikri üzerine yoğunlaşıyor…

Foto-2244

Gelelim filmimize ve kitapla olan ilgisine, Coraline: The Secret Door kitabı Neil Gaiman’in yazarken en zorlandığı kitaplardan biri olmuş, çocuklar için oldukça eğlenceli ve fantastik gelse de yetişkinleri kokuttuğu bir gerçek, küçük kızınızın dışarda bir yerlerde sizi kurtarmak için şeytani güçlerle savaştığını düşünün ne demek istediğimi anlayacaksınız. Çizimler, renkler, motifler, hemen herşey kitapla uyum içerisinde ilerliyor, sanki okuduğumuz tasvir edilen dünya bir anda gözlerimizin önüne seriliyor, solanlarda 3 Boyutlu olarak izlenebilen bu filmi inanılmaz güzellikteki Stop-Motion animasyonu kaçırmamanızı tavsiye ederim, biraz eğlenmak için harika bir fırsat, masalsı bir görsel şölen… Seslendirmeleri ünlü çocuk oyuncu Dakota Fanning ile Desperate Houswives’tan Susan Myer olarak bildiğimiz Teri Hatcher yapmış, bu ikilinin sesleri bilgisayar ortamında birbirlerine en yakın ses olarak tespit edildiği için böyle bir seçim yapılmış ufak bir bilgi.  Şimdiden iyi seyirler…

Foto-2270

freedy11

Sinema tarihine adını korku dalında altın harflerle yazdıran efsane seri Elm Sokağında Kabus filmleri ilk olarak 1984’te Wes Craven tarafından çekilmeye başlandı. Doğum tarihime, ya da 1984’e denk gelmesini hiç bir zaman tesadüf saymadığım pek çok olay gibi bu filmin tarihi de yerli yerinde olmuş. Benim bildiğim 7 Sinema filmi halinde hayranlarıyla buluşan filmin her bölümü biz daha küçük çocuklarkene ekranlarımızdan bizlere yansıdı. Efsaneyi başlatan ilk filmin yazar ve yönetmeni Wes Craven olsada, New Nightmare’e kadar bu durum bir daha tekrar etmedi, her bölümü farklı yönetmenler yönetirken, yazarlar arasında Wes Craven hep bulundu. New Nightmare filminde ise tekrar yönetmenlik koltuğuna geçti Wes Craven.

nightmare

Bir korku filminde ne olması gerekir sorusuna aranan yanıtların pek çoğunu karşılayan seri özellikle rüya atmosferi ve efsanevi kötü karakter Freddy Kruger’ın kurbanlarını rüyalarında, yani en savunmasız hallerinde öldürmesi ise bir mit haline geldi. Önümüzde eli bıçaklı bir katilden çok daha fazlası duruyordu, espriden anlayan, kurbanları için ironik ölüm yöntemleri kullanabilen, öfke dolu, yenilmez, ölse bile mutlaka bi yolunu bulup geri gelebilecek şekilde tasarlanmış bir karakterdi Krueger.  Kıyafetleri ise o dönemden bu yana hala insanların üzerinde görübilecek şekilde ünlenmişti. Kırmızımsı ve yeşilimsi çizgili kazağı, yanık yüzü, bıçaklı eldivenli elleri ve Robert Englund’un oyunculuğuyla Freddy uzun yıllardır hepimizin hem ürktüğü hem de hayran olduğu bir karakter olmayı başardı.

freddy-krueger-freddy-vs-jason

Bu yazıyı niye yazıyorsun diye soracak olursanız, bir dönemin Şeker adamın Laneti, Merdiven Altındakiler, Geri Döndüler, Yaşayan Ölüler Cehennemi gibi filmleriyle birlikte anılan korku furyasının içinde, en sevdiğim seriyi bugüne kadar yazmamış olmam nedenlerden bir tanesiyken, öteki nedenin ntv’de gördüğüm haberi araştırmam üzerineydi. New Line Sinemanın Yüzüklerin Efendisinden sonra en çok gişe yaptığı film serisi yeni çekim bir versiyonla aramıza geri dönüyor. Film serimiz sırasıyla A Nightmare On Elm Street-Wes Craven (1984), A Nightmare on Elm Street Part 2: Freddy’s Revenge-Jack Sholder(1985), A Nightmare On Elm Street; Dream Warriors-Chuck Russell (1987), A Nightmare On Elm Street; Dream Master- Ranny Harlin(1988), A Nightmare On Elm Street; The Dream Child-Stephen Hopkins (1989), Freddy’s Dead; The Final Nightmare- Rachel Talalay (1991), A Nightmare On Elm street; New Nightmare-Wes Craven (1994). Başka iki film daha söylüyorlar ama ben bu filmleri bir de bunlara ek olarak Freddy vs. Jason (Ronny Yu-2003) filmini biliyorum (ki Freddy’nin yenilmesini hala aklım almıyor, hala kızıyorum senaryoya), tv serileri halinde de çekilmeye çalışılmış ama başarısız olmuş sanırım.

Filmlerin capslerinin bulunduğu, ayrıntılı resimlerle süslenmiş bir sayfa için   TIKLAYIN. Benim seride en sevdiğim filmler şüphesiz ilk film ile 4. film olan Dream Master’dır. 4. Filmdeki Alice karakteri mi beni çok etkilemiştir bilinmez ama, döndürüp döndürüp bu bölümü izlemişliğim vardır, onun da hemen resmini koyalım…

nightmare_on_elm_street-4

Yönetmen koltuğunda Samuel Bayer’in bulunduğu 8. film, yine çok sevdiğimiz New Line sinema tarafından çekilecek, yazarlar koltuğunda ise Wes Craven görünüyor. Hepimizin merak ettiği Freddy Krueger’i kim oynayacak sorusu ise tazecik yanıtlanmış durumda, Watchmen filmindeki aktörümüz Jackie Earle Haley. Freddy Jason’a karşı filminde benim yaşadığım fiyasko bu filmde de yaşanır mı bilinmez ama, Freddy’i şöyle günümüzün özel efektleriyle, yine rüya ortamlarında salınırken görmek bulunmaz bir kyeif olacaktır gibime geliyor benim. Yeni Krueger’ımızın ise bir resmini aşşağıda vereyim, bana gayet iyi göründü bu seçim. Heyecanla bekliyoruz, gelişmeleri aktarmaya devam edicem, ama bildikleriniz varsa paylaşmaktan çekinmeyin =)

jackie-earle-haley

kaynakpg2

Darren Aranovsky’nin yönetmiş olduğu bu filmi bu kadar geç izlemiş olmamın nedeni biraz da festival biletlerimin işlerim dolayısıyla yanmasından ötürüdür. Yönetmenimizi Pi, Requem For A Dream, The Wrestler filmlerinden hatırlayabiliriz hemence, hatta dedikodu yapmak gibi olmasın ama 2010 yılında bir de Robocop çekme kararı almış yönetmenimiz, ayrıntılar konuşuldukça buradan duyuracağım.

Filmde Hugh Jackman ve Rachel Weisz hemen dikkatimizi çeken oyuncular oluyor. zaten film süresi boyunca genelde ikisine odaklanıyoruz ama başrolde her zaman izzy’nin fısıltı halinde “Finish it!” diye ısrarladığı hikaye var. Filmimiz 3 hikaye şeklinde izleyicilere aktarılıyor. Öncelikli olarak saçlarını kazıtmış bir Hugh Jackman görüyoruz ve onun bir ağacın dibinde meditasyon yapmasına bakıyoruz. ağaç oldukça yaşlı ve enteresan geliyor gözümüze, Tommy ağaçla konuşuyor, çok az kaldı dayan diyor, burası dünya değil yıldızlarla çevrili uzayda biryer. Bunu anlamıyoruz, derken hemen arkasında, beyaz kar kıyafetleriyle izzy beliriveriyor ve ona, yılın ilk karı yağıyor, hadi benimle gel diyor, tommy gelemeyeceğini belirtiyor, izzy’nin ısrarları fayda etmiyor.Bu sırada hugh jackman’ın saçlarının uzadığına şahit oluyorz, mekan ise hastane koridorları ve izzy yine kar kıyafetleriyle ve dışarıya çıkıyor, tommy’nin doktor olduğunu birazdan gireceği bir ameliyatta anlıyoruz, özenle ameliyat ettikleri şey bir maymun, derken Tommy’nin aklına önceden hazırlmış oldukları bir ağacın özünden oluşan formülü bir başkasıyla karıştırmak geliyor ve bunu maymuna enjekte ediyorlar. sonraki sahnelerde ise izzy’nin beyninde ölümcül bir tümor  olduğunu ve tommy’nin bu tümörü küçültmek adına bir takım formüllerle uğraştığını görüyoruz. Bir yandan da ortaçağ İspanya’sında bir prensesin (yine Rachel Weisz) adamlarını (liderleri Hugh Jackman) hayat ağacını bulmaya yolladığını ve engizisyondan kaçmak için tek çarenin ölümsüzlük olduğunu söylediğini duyuyoruz.

fountain

Tüm bunlar olurken izzy ve tommynin birbirlerine olan tutkularını, izzy’nin ölümün anlamını çözmesini ve tommy’nin bunu kabullenememesini izliyoruz. İspanyada geçen hikayenin ise izzy’nin kitabının bölümleri olduğunu yavaş yavaş farkediyorz. kitabın son bölümünü kocasının yazması için boş bırakan izzy, zaman zaman bir hayal şeklinde, fısıltıyla tommy’e “finish it” diyor. tommy ise “nasıl biteceğini bilmiyorum” diye cevaplıyor, izzy ise “biliyorsun” diyor.

görüntülerin inanılmaz bir akıcılıkla gözümüzün önünden geçtiği adeta kadife tonlarına olan bu filme eşşiz güzellikte müzikler eşlik ediyor. Hugh Jackman’in da oyunculuğunun güzelliğinden bahsetmeden geçemeyeceğim, öyle sade öyle doğal ki, hemen hikayenin içine kayıveriyor, 3 ayrı hikayeye de kayıtsız kalamıyorsunuz. bazen ters bazen de düz ama karmaşık açılarla filmi bizlere aktaran Darren Aranovsky’nin bence son yıllarda yapmış olduğu en iyi çalışma bu film. Filmin sonuyla ilgili spoiler vermek istemiyorum, herkesin izlemesi görmesi gerekiyor ama, geçekten öyle çok beğendim ki, beğenimi sözlerle anlatabilmek oldukça zor. bir daha ve bir daha izledim evet, sizlere de tavsiye ediyorum, elif ve mehmet’e de bana ısrar ettikleri için teşkkürü borç bilirim efendim…

thefountain7

çok seviyorum evet, ne robotlar geldi, ne robotlar geçti esasen şu beyaz perdeden değil mi, azıcık bir göz atalım, sizlere ilk son, ortanca gibi gözağrılarım olan robotlardan bahsedeyim buyrun, bi de okurken flight of the conchords adlı gruptan robots şarkısını dinlemenizi tavsiyelerim, çok şahane =)

r2-d2

r2d2

Starwars serisinin kahraman olduğu kadar dost canlısı, bilgisayardan çok iyi anlayan bu sevimli robotu, konuşmaz, sadece bir takım ıslıkımsı sesler çıkararak iletişim kurar ama biri konuştuğunda da söylenenleri gayet iyi anlar, hem Luke’a hem de Anakin’e yaverlik yapmıştır uzun yıllar, yeni modelleri çıkmış olsa bile Starwars evreninde hemen her kahraman er ya da gadın kişi, r2d2’ya ihtiyaç duyar, çok becerikli bir uçuş arkdaşı, duygusal ve iyi bir kankadır =))

3po1

3po

r2d2’nun en yakın arkadaşı şüphesiz 3po’dur, biraz pimpirikli, biraz korkak, biraz da çok konuşsa da, çok iyi bir hizmetkardır ve negatif özellikleri sadece kullanılmak üzere olduğu alanların dışındaki olaylarda ortaya çıkar, esasen 6 milyon dili akıcı şekilde konuşabilen 3po, becerikli hizmetkar, zorraki kahraman ve iyi bir dosttur =)

A Hitchhiker's Guide To The Galaxy

Marvin

Bir otostopçunun galaksi rehberini bildiyseniz, Marvin sizin vazgeçilmezinin olmalı, öyle depresif, öyle bunalımdaki, kıyamam ya kafası da o kadar büyük ki ve herşeyden o kadar şikayetçi ki, naapsın ey okuyucu, eheh, naapsın ki işte bu marvin robot kişisi, çok mutsuz, ama çok iyi dost, dürüst kanka, he biraz çok söyleniyor, çok şikayeti var, hatta filmde bi sahnede, empati silahıyla karşısındaki kötü yarantıkları vurduğunda, hiçbiri onun depresifliğini taşıyamadı, hepsi yerlere düştüler, intihar edenler oldu, eheheh, düşünün ne ağır yükü eheh =))

stormtrooper

StormTrooper

bu robotlar yine starwars evreninin bir parçası olup, genelde karanlık tarafa geçen eski jedi’lerin emrinde jedilere saldırırlar, Han Solo olsun, Luke olsun, Anakin olsun her an bu robotlarla burun buruna gelirler, ışın tabancalarıyla dövüşmeye çalışan bu robotlar beceriksiz ve düşük seviyede zekaya sahiptirler, üstelik de sevimsizlerdir biraz evet, ama severiz, stormtrooper iyidir, ekşındır, güzeldir =)

optimusprime

Optimus Prime

Transformers da bulunan çok kahraman çok şahane olan bu robotta bir liderin bütün özellikleri bulunur, yiğittir, hızlı dönüşür, pratik düşünür, düşmanı altetmek için dayanılmaz bi istek duyar, esasen optimus prime candır, hep olsundur =)

walle_eve

Wall-e & Eve

Ailemizin robotları evet, fanı olduğumuz, çöp sıkıştırmacı robot Wall-e ile sevdiği gadın robot Eve, aşklarını yaşamak için bütün galaksiyi mekan olarak kullanmaktan çekinmezler, bu ikiliyi izlemek insanı çok mutlu ediyor, candır canandır bu ikisi evet, yaa evlat isteği wall-e gibi çocuum olsun istiyorum ya, böle bi üçgen bakış, böle bi manitacılık, efendim yalnızlık çekme yok, öyle sevimli, böyle romantik, hemen teybine basıyo önüne astığı bi romantik şarkı çalmalar felan bi böyle dünya sevimlisi kıroluklar yapmacalar, hele bi de hamam böceği var ya arkadaşı, hey allahım ya, Eve de çok güzel ki, evet öle =)

t-1000

T-1000

Şimdi bütün robotları sayıp T-1000’i saymazsam ayıp etmez miyim ki sizce de, ne dersiniz, Terminatör serisin gördüğü gelmiş geçmiş en karizmatik robottur kendisi kanımca, daha sahneye adım atar atmaz inanılmaz gergin bi müzük çalmaya başlar, dı dıt dıt dı dıv diye ve saklanmanız gerekebilir, bence esasen amaçları doğrultusunda ilerleyen 10 numara bi robottur kendisi, o olmazsa naapardık bilmiyorum, keep your friens close, keep your enemy closer ;)

robocop

Robocop

çocukluğumuzdan beri süper polis robokop bizi suçlulara karşı korudu, kendimizi güvende hissettik, o olmasaydı bugün sokaklarda daha çok terör daha çok şiddet olurdu, ölümcül bir yaralanmanın sonucunda robot haline dönüştürülen sadık ve yetenekli polisimiz robocopla birlikte maceradan maceraya koştuk evet =)

bsg_cylon_robot

Cylon Centurionlar

bişiy dicem ki bence bu Centurionlar gördüğüm en korkunç robotlardan evet, öyle korkutucular ki, yürüyolar ya böle, silahlarını çıkarıp insanlara doğru uff kesin kaçmak gerekiyo onlardan, Battlestar Galactica’da 4.5. sezona kadar pek de fazla akıllı sayılmayan bu robot kardeşlerimiz, o sezona doğru bilinçlerinin açılmasıyla ayaklandırlar, ve sürekli herşeyi kendilerine yaptıran saylonlara bile karşı çıkar pozisyona geldiler, e fizik kuvvet de var, bakalım, bi de böyle maskesini vermişlerdi böyle bu robotların, evde takıp takıp gezmiştim, çok eğlenmiştim negsel bişiy=))

number-six

Number Six

Robotta şu ana kadar gelinmiş son nokta olarak gördüğüm bu Cylon Modelimiz, ürkütücü güzellikteki bir kadın oyuncumuz tarafından canlandırılıyor evet, üst derisi tamamen insana benziyor, hatta bazı cylonlar kendilerinin robot olduğunu bile bilmiyor, esasen bazı hisler dışında kişinin cylon olduğunu anlamak bile pek mümkün görünmüyor, çok başarılı numaralandırılmış Cylon modellerinin içinde ise en beğendiğimiz robot 6 numaralı olan evet kesin, hatta oyuncunun anlattığına göre alışveriş yaparken Cylon rolnde olduğunu analyan kişiler gerçek hayatta kendisinden ürkerek kaçıyorlarmış, oysa robot candır, kaçmayın efenim cık cık =)

Wall-e

Posted on: Mart 10, 2009

wall-e2

ben ne zamandır tamamını izleyemediğim Wall-e’yi sonunda izleyebildim ya, off ne kadar da güzelmiş, içimdeki robot sevgisi bi daha depreşti ki, inanamazsınız, inanılır gibi değil ehue, he ne dicektim evet, animasyon dalında oscar’ı alan bu güzide robotlu filmimiz çok şahaneymiş.

öyle filmi anlatayım, vay efendim ağdalı terimler bulup şöyle güzel böyle güzel film demek değil derdimbu yazıda, zaten herkes izledi herkes beğendi en azından benim tanıdıklarım, demek istediğim ne güzel değil mi, çatır çatır aşkı yaşaması wall-e’nin off ne güzel, önünde teyp taşıması, sürekli play’e basıp Eve!e aşk parçaları çalması, herkesle tanışmak için o elini uzatması, çöplerden hoşuna giden şeyleri alıp evine getirmesi, kırık kopuk bissürü ıvır zıvırla doldurması evini onlara deli gibi değer vermesi, o sesi ya canım yaa sevdiği kıza ampül verdi, küp verdi onla ilgilensin baksın ona diye, dünyanın bi ucuna kadar takip etti, hamam böceeni bile paylaştı Eve’le üstelik ismini bile diyemiyo ya İvaa diye bağırıyo, böyle işte başka bir diyeceğim yok, o üçgen bakışını kopartırım wall-e’nin yaa öle robotum olsa mafederim evet kesin, buyrun bi daha bakın yaa böle bişiy olamaz ehüe, robot aşkım depreşti gece gece =))

wall-e

slumdog-millionaire-poster

Danny Boyle’un en iyi yönetmen oscarını tiger gibi zıplayarak aldığı bu 8 oscarlı, farklı kültüre ait filmimiz bizi anında içine alıveriyor. Olağanüstü soundtrackler eşliğinde Hindistandaki Slumlarda yaşanan hayata çocuklar gözünden şahit oluyoruz.

Jamal Malik 10 Milyon Rupiyi nasıl kazandı, a) hile yaptı b) şans eseri kazandı c) soruları biliyordu d) alın yazısıydı sorusuyla açılan filmimiz, hemen bu sorudan sonra bizi farklı bir kültüre göz misafiri ediyor.

slum-dog-millionaire

Filmimiz çocukların çığlıkları ve oyunlarıyla başlıyor, özellikle Jamal ve Salim kardeşler bize yansıtılanlar arasında dikkati çekiyor. Bu bıcır bıcır iki kardeşi bir polisten kaçarken görüyoruz ve annelerine yakalanıp okula gidiyorlar… Üç silahşörlerin kitapı okunuyor derste Athos, Portos, ama üçüncüsü kim ola ki, tüh vah duyamıyoruz haylazlık etmekten vakit kalmıyor. Bir müddet bu aşırı sevimli iki çocuğu seyrediyoruz, taki müslümanlara yapılan saldırıya odaklanana kadar, annelerinin kaç demesiyle harekete geçen bu ikili, annelerinin ölümüne göz ucuyla da olsa şahit oluyorlar.

Burdan sonra kendi başlarına kalan iki kardeş, Jamal’ın yağmurda kalmasına çok üzüldüğü Latika’yı da kendi yanlarına almasıyla devam ediyorlar yaşam mücadelelerine. Bir dilenci mafyasının eline düşen üç silahşörlerimiz (Bkz. Erol Taş) başlarına kötü şeyler gelmeden önce oradan kaçmayı başarıyorlar, ama Latika, Salimin elini bırakmasıyla trene binemiyor. İki kardeş farklı işler peşinde hayatta kaladursunlar, Jamal sürekli Latika için üzülüyor ve onu kurtarmak için yeniden harekete geçiyor. Dilenci kralı vuran Salim sayesinde Latikayı kurtaran Jamal, abisinin Latika ile birlikte olma isteği üzerine onla savaşıp yeniliyor ve 3’lünün yolları burada ayrılıyor. Bir yandan hindistan sokaklarının iki çocuk için ne kadar tehlikeli ve adaletsiz olduğuna şahit olurken, diğer yandan bu insanların belirli yönlerini kendi halkıma benzetiyorum ve ironik buluyorum filmi.

slumdog-millionaire-wwtbam

Film bu ayrılıştan sonra, Who Wants To Be A Millionaire adlı yarışmada yarışan Jamal Malik’in görüntülerini ve her bildiği soruyla aslında o soruyu nasıl bildiğine dair bir flashback yaşama sekansını bizlere sunuyor. Ülkemizde kim 500 milyar ister adıyla gösterilern ve Kenan Işık’ın sunduğu yarışma, orada da aynı müzik ve neredeyse Kenan Işık’ın genç bir versiyonu olan bir adamla ekranlara çıkıyor. Her soru Jamal’a acı bir hatırlayışı ve Latika’ya duyduğu özlemi beraberinde getiredursun, hain program sunucusu, Jamal’ı hile yaptığını düşünerek program sonunda polise teslim ediyor. Polis tarafından işgence ile itirafa zorlanan Jamal da hikayesini anlatmaya başlıyor.

slumdog-millionaire

Şıkkımız d) alın yazısıydı olarak işaretlenedursun, Jamal’ın Salim’in ve Latika’nın hikayeleri çok güzel müzikler ve olay örgüsü eşliğinde bizlere ulaşıyor. Artık merak ettiğimiz soru ise Jamal’ın milyoner olup olamayacağı değil, Latika ile kavuşup kavuşamayacağı oluyor. Her ne kadar filmin sonunda her türlüsünden mutlu sona şahit olsak da biraz üzülüyoruz. Sistemin işleyişi bizi korkutuyor, çocukların o zamana kadar yaşadığı düzen bizi mutsuz ediyor.

Filmin sonunda ise tüm film ekibinin hint dans figürlerinden oluşan bir kareografiyi sunması ise beni güldürdü ama keşke olmasaydı böyle bir kareografi gerek yoktu demek durumundayım evet…

slumdog_millionaire-awards

Birsürü de spoiler vermiş olsam bile, sırf müzikleri duymak, görüntülere, oyuncuların sevimliliğine, Latikanın güzelliğine bakmak için bile olsa koşun, alın, bulun, izleyin arkadaşlar. Film en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi müzik dallarında ödül almakla kalmadı, IMDB puanı da şimdiden 8.6 olmuş bile…

Ne zamandır beklediğimiz festival günleri nihayet başladı. 13. Şubat Cuma günü ilk iki filmime gitmiş bulunmaktayım. İki filmi de beğendiğimi söylesem çok da yanlış olmaz herhalde.

involuntary

İlk filmimiz Involuntary (İstemsiz); oldukça fazla insan hayatının zorlama, hayatın karşısında çaresiz kalan noktalarına değiniyordu. Aslında absürd dokusunun yanında oldukça sıcak, samimi ve eğlenceli sayılabilecek sahneleri vardı. Bir grup erkek tatilcinin yaşadıkları, bir kadının doğumgünü, iki tane çılgın kızın belirli anları, bir otobüs yolculuğunun detayları, bir okul öğretmeninin zor anları şeklinde bir sürü küçük pasajın birleşmesinden oluşan film, her pasajda en az bir kişinin istemi dışında başlarına gelen olaylardan bahsediliyor ve yine bu kişilerin olaylar karşısındaki bazen çocukça da gelse direnişleri seziliyor. Bir otobüs şöförünün tuvalet perdesinin kopması üzerine onca yolcusu olmasına rağmen biri suçu itiraf etmeden hareket etmediğini görüyoruz. Bir okul hocasının çocuklardan birinin dayak yediğini görüp müdahale edememesinin ardından, suçlu öğretmeni şikayet etme çabasını ve bu süreçte dışlanmasını izliyorz. İki genç kızın çok çılgın bir akşamın sonunda bir kızın bayılması ve yolda öfkelendirdikleri bir adamın onu arabasına alıp gitmesiyle gelişen olayları farkediyoruz. Havayi fişek patlamalarını huzurla izlediğimiz bir akşam oluşan bir kaza ve arkasından gelişenleri seyrediyorz. Neyi ne kadar istemediğimiz, neye ne kadar isyan edebileceğimiz ekseninde gidip gelen film bize ilginç görüntüler aktarıyor. Sosyal etkinin üzerimizde bıraktığı izleri keşfediyoruz, bütün sınıfın 3. kez itiraz etmesiyle uzun çizginin hangisi olduğunu bildiği halde kısa çizginin uzun olduğunu kabullenen, doğruyu bile-göre fikrini değiştiren öğrencinin konumunda hayata bakmaya zorluyor film bizi, acaba daha nelere sırf hiç kimse ses çıkarmıyor diye sesimizi çıkarmadık? Yine de aynı insanlar, ikna ediliyor, aslında bi yerde hepsi, daha önceden farklı önlemler almış olsalar, başlarına böyle şeyler gelmeyeceğini düşünüp, oldukları yerde konumlarını değiştirmeden kalma kararı alıyorlar, Ruben Ostlund yönetmenliğindeki film, filmden çok bir belgesel, ilginç bir deneyim niteliğinde, koşun, indirin, bulun, izleyin =))

sauna11

İkinci filmimiz Fantastik filmler başlığı altında gösterilen Antti-Jussi Annila yönetmenliğindeki Sauna idi. Mehmet güsel kişisiyle büyük umutlar eşliğinde girdiğimiz salondan, bi kaç sıkıntı (korku filmi efektleri hoş diil ı ıh cık) sonunda da olsa, filmden hoşlanmış bir şekilde ayrılıyoruz. 1400’lü yılların sonunda, Rusya-İsveç savaşının bittiğini öğreniriz, sıra, sınırların belirlenmesine gelmiştir, Rus ve İsveçlilerden oluşan 5 kişilik ekip, ellerinde haritalarla, sınır çizmeye başlarlar, kanla çizilen sınır, yaşanmış olan hezimetlerden ipuçları taşımaktadır. Önce bu ekipteki bir abi kardaşe odaklanırız, abi kişisinin Eerik 73 insanı öldürdüğünü söylediğini duyarız, kardeş ise Knut, savaşın vahşetinden nasibini pek almamıştır, bir üniversiteye kabul edileceğinden bahsetmektedir, ikili kalmak için girdikleri bir evde, hristiyanlık dışı bitr takım resimler bulunca bu baba kıza saldırırlar, küçük kardeş Knut, 16 yaşındaki kızdan hoşlansa da onu zarar görmemesi için bir ambara kilitler ve Eerik’in kızın babasını öldürdükten sonra onu çıkardığını sanarak yoluna devam eder. Bu devam edişten itibaren belirli sahnelerde Knut’a odaklanır ve “come back” şeklinde bir dış sese sürekli kulak misafiri olduğunu farkederiz. Ekip sayımız 5 kişiye çıktığında ise onlarla yürümeye başlarız, yolda karşılarında bir bataklık bulan ekibimiz, bataklığın tam ortasında bir Saunayla karşılaşınca, garip olaylar başlar.

sauna-02

Saunayı oraya kimin yaptığını öğrenmek için yakındaki bir köye girerler, ama bir şeyler ters gitmektedir, köyde heryer tertemizdir, insanlar bataklığın ortasında bembeyaz kıyafetlerle dolaşmaktadırlar, köyün nüfusu 73’tür. Filmimiz bu andan itibaren Japon korku filmlerini andırmaya başlasa da, oldukça ilginç sahneler görür, güzel müzikler duyarız. Yüzü olmayan bir adamın ne kadar korkunç görünebileceğine şahit oluruz (bakınız). Kir, iki şey birbirine dokunduğunda arda kalan izdir. Yani aslında tüm anılarımızı oluşturan maddedir.

sauna_


Oldukça iyi bir casting, oldukça güzel görüntü ve imgelerin bulunduğu bu filmi de koşun bulun, indirin izleyin, evet kesin böyle yapmalısınız. Son olarak sinema çıkışında filmi Halka’ya benzeten çocuğu kınamak istiyorum, Halka filminin orijinali olan Ringu’yu izlemediğini besbelli farkediyor ve bir kez de bu yüzden de kınıyorum kendisini evet ehehe =))

Filmin fragmanı için tıkla, evet tıkla hemen =)

benjamin-button1

David Fincher’ın yönetmiş olduğu Eric Roth’un yazmış olduğu bu ilginç filmi hemen koşup Reyhanla izlemeye gittik, zaten ne zamandır bekliyordum ve de ille sinemada izlemek istiyordum…

Spoilerrrrr, kaçınnnnn!!!

Filmin açılış sahnesi, ölüm döşeğindeki bir kadının sözleriyle karşımızda belirdi, tren istasyonuna koyulması planlanan efsanevi bir saatten bahsediyordu kadın, ama saat tersine gidiyordu, saati yapan kör saat ustası savaşta ölen oğlunun ve tüm çocukların geri gelmesini umarak böyle birşey yaptığını söyledi, evet, saat yıllarca orada durdu ve geriye doğru gitti, bu savaşın adı I. Dünya Savaşıydı. Savaşın bitiminde gelişen olaylarsa oldukça ilginçti, bir adamın karısı büyük bir malikanede doğuruyordu ve adam koşuyordu, karısının ölürken çocuğu gösterip ona iyi bak demesiyle, gözlerimiz çocuğa döndü, bu buruş buruş canavarımsı çocuk, bizi de korkutmuştu, aslında oldukça iyi bir adam olabilecek adam, çocuğu kapıp sokaklara koştu ve denize atmaya kalktı ama bir bekçi onu vazgeçirdi, gidip bir binanın dibine bıraktı ve uzaklaştı.

the_curious_case_of_benjamin_button

İşte traji komik olaylar bu andan itibaren başladı, bıraktığı binanın yaşlılar evi, yani bir tür huzur evi olduğu ortaya çıktı. Çocuğa tanrının mucizesi diyen bakıcı kadın dorothy, ona Benjamin dedi ve kendi çocuğu gibi büyütmeye başladı ve olaylar gelişti. Kendini de diğerleri gibi yaşlı zanneden Benjamin, onların hayatlarına ortak oluyordu. Taki bir yaşlı kadının torunu olan Daisy’le tanışana kadar pek çok şey normaldi, ama kendisinin de onun gibi çocuk olduğunu bilmesi ve ikilinin birbirine aşık olması, olayları farklı bir akışa dönüştürdü… Artık hayatları, biraz da karşılaştıkları anlardan ilerliyordu…

Oyunculukta Brad Pitt’i bu şekilde görmek ilginç olsa da, David fincher’ın bu Pitt’in tarihini değiştirdiğini, filmografisini çok farklı yönde etkilediğini düşünüyorum. Bugün Dövüş Kulübünde oynaması için Pitt’le uğraşmasaydı, Pitt’i hala Joe Black gibi saçma sapan filmlerde, yakışıklı çocuk rollerinde görüyor olacaktık. Yine bu filmdeki oyunculuğu da kısmen başarılı bence, ama benim asıl başarılı bulduğum, tam anlamıyla Cate Blanchet’tır, unutamadığımız Galadriel’dir kendisi, altın saçlı elf kraliçesi, 3’lerin sahibidir, ve film boyunca gözlerimi üzerinden alamadım, örneğin gerçek hayatta da balerinmiş sanırım bir dönem, çünkü inanılmaz güzel danslar yapıyor adeta kuğu gibi, ve o nasıl bir karizmadır, onun çıktığı sahneler çok başarılıydı, kızıl saç esasen, hep kızıl saçlı olmalı bence bu kişi, Daisy rolüyle beni yine çok mutlu etti kendisi, seviyoruz evet…

cate_blanchette

Yavaş yavaş gençleştiğini gördüğümüz Benjamine odaklanıyoruz filmin büyük bölümünde, kendisine sürekli 7 kez yıldırım çarpan adamın anlattıklarını görme fırsatı da bulduğumuz için kahkahalarımıza engel olamıyoruz evet. Ve yaşlıların diğer garipliklerine, pigme adama, wagner söyleyen kadına, ve hepsinin bir zaman sonra susacağını ankayan Benjamin’e bakıyoruz teker teker… Ve Benjamin büyüyüp yani aslında küçülüp, bir römorkta işe başlıyor ve römorkunvücuduna dövmeler yapmış sanatkar kaptanıyla tanışıyoruz, o kadar sevdim ki bu adamı niyeyse, şöyle diyordu evet; babam benden römork kaptanı olmamı istedi, ama ben sanatçı oldum, vücuduma bu dövmeleri ben yaptım, kimse benim elimden bunları alamayacak, bir sinek kuşu, kanatları sonsuzluk işareti gibi görülüyor Benjamin…

Benjamin Daisy ile kavuşmadan birsürü şey oluyor, babasını ve düğme fabrikasını öğreniyor, ölüm döşeğindeki adamı gündoğumu izlemeye götürüyor ve taşıyor, sahneler çok muhteşemdi evet, görmelisiniz, kızıl mavi bir ufuk…

benjamin-button-pitt_l

Daha fazla spoiler vermeden, 2009’un bana kalırsa en güzel filmi olan bu filmini mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum ben esasen, film 166 dakika, uzun olması negsel, 13 tane de oscar adaylığı varmış, çoğunu alacaktır kanaatimce, gerçi, oscar çevrelerinin Fincher’ı çok sevmediğini de duymuştum ama (Bkz. Kulağı delik olmak) bakıcaz görücez artık. Son olarak izleyin evet, mutlaka, asla sıkılmazsınız, huysuz olsanız bile…

f

Arkadaşlar her sene olduğu gibi bu sene de adım adım festival zamanına yaklaşıyoruz, en sevdiğimiz festivallerden olan !f’in keyfi ise çok başkadır… 12 Şubatta başlayacak olan 8. Uluslararası Bağımsız film Festivalinin filmleri ve gösterim tarihleri burada http://2009.ifistanbul.com/ . Birsürü harika film var, oscar adaylığı olan filmlerin galaları da yine bu festivalde, hepsine tek tek bakıp kendi listemi oluşturmuş olmakla birlikte, bilet alımları esnasında oluşan sıra gerçeğinden fazlasıyla haberdar olduğum için de, gitmek istediğim ama gitmeyi başarıp başaramayacağımı bilmediğim filmleri listeleyip aşşağıya yazıyorum, siz de koşun gelin, birlikte izleyelim, noolcekki, buyrun ;

13 Şubat Cuma:  Sauna: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması:  Fantastik filmler başlığı altında gösterime sunulacak bu film Antti-Jussi Annila adlı yönetmenin elinden çıkma. İki kardeş olan Eric ve Knut’un (biri deneyimli bir asker diğeri de iyi bir haritacı olan) savaş sonrası bir komisyonla sınır belirlemek üzerine çıktığı yolda fantastik kayboluşlarını anlatır. Grup Tanrının unuttuğu bir bataklıkta saunası olan bir köye varır. Kir, iki şey birbirine dokunduğunda arda kalan izdir. Yani aslında tüm anılarımızı oluşturan maddedir.

14 Şubat C.tesi: Beatiful Losers: 17.30 Beyoğlu AFM Fitaş: Senden Başka başlığı altında gösterime sunulacak bu film Aaron Rose adlı esasen küratör bir kişinin ellerinden bize sunuluyor. Güzel Kaybedenler bir kuşağın en etkili kültürel hareketlerinden birinin ardındaki heyecanın ve ruhun bir kutlaması niteliğinde.”

sky_crawlers_

14 Şubat C.tesi : The Sky Crowles: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: Sukai Kurora’nın yönetmenliğinde çekilen anime oldukça fazla ödül almış. “Tanıdık ve alışılmadık manzaraların birleştiği modern bir dünyada geçen filmde, hafızaları bomboş olan Kildren’ler, hiçbir zaman büyümeyen çocuklardır. Çatışmalarda öldürülmedikleri sürece donuk bir ergenliği sonsuza dek yaşamaya mahkum olan bu insan ırkından savaşçı pilotlar; dünyanın, herçek savaşları uzakta tutmak adına ihtiyaç duyduğu “savaş” oyununu oynayarak Avrupalıları gökteki çatışmalarıyla eğlendirmek için işe alınmışlardır.”

tokyo_new_1

15 Şubat Pazar: Tokyo: Bong Joon-Hoo, Leox Carax, Michel Gondry bizlere Tokyoda geçen 3 şahane öykü anlatıyor. Yaratık filminden tanıdığımız Bong Joon Hoo Tokyo sallanıyor adlı ilk öyüde; Hikikomori adı verilen ve hiç evine treketmeyen birinin deprem anında evine gelen ve bayılan pizzacı kıza aşık olması ve kızın evi terketmesiyle oluşan garip yönlerden bahsediyor. Leox Carax (Köprü Üstü Aşıkları) Bok’ta ise bizlere, Kanalizasyonlarda yaşayan ve Tokyo kentine anlaşılmaz hareketlerle karmaşa salan bir adamı anlatıyor. Michel Gondry (Rüya Bilmecesi, Eternal sunshine of the Spotless Mind)  ise İç Mimari ile bize, hayali film çekmek olan Hiroko’nun hayatının yavaş yavaş kontrolünü kaybetmesini anlatıyor, bir sabah uyandığında göğsünde bir boşluk olduğunu farkeden Hiroko, sarpa saran bişiyler olduğunu farkediyor.

15 Şubat Pazar: Lynch: Behind The Curtain: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: David Lynch son eseri Inland Empire’ı çekerken, iki yıl boyunca kaydedilen 700 saatin üzerinde görüntünün kurgulanmasından oluşan film, Lynch’in yaratıcı sürecinin yakından bir portresi. Lynch fikirlerin güzelliğini keşfederken, biz de onunla birlikte, onun benzersiz sinemasal vizyonunu belirleyen soyutluğun içinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Yönettiği birsürü filmin nasıl oluştuğu üzerine belki de ipucu verecek olan bu belgesel tarzındaki film, kaçırılacak gibi değil, koşun Lynch heyranları, kime diyorum pişttt =)

16 Şubat P.tesi: The Sky Crawlers: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması

17 Şubat Salı: Religulous: 15.00 Beyoğlu Emek Sineması: Seinfeld’den tanıdığımız Larry Charles Tanrı üzerine sohbetler edildiği ilginç ve komik bir filme imza atmış, bakalım neler demiş =)

franklyn

17 Şubat Salı: Franklyn: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: Fantastik filmler bölümünde Gerald McMorrow’un yönetmenliğinde gösterilecek olan Franklyn Günümüz Londra’sı ile hayali gelecekteki, inanç ve dini fanatizmin hüküm sürdüğü tekdüze bir metropol olan Meanwhile City. Körfez Savaşı gazisi, dini bütün Esser, Londra’nın evsizlerin hükmündeki karanlık sokaklarında kayıp asi oğlunu aramaktadır. Otuzlarındaki Milo, gerçek aşkın saf ve güçlü duygularına tekrar sahip olmak için çabalayıp durmaktadır. Çekici ve yaralı güzel sanatlar öğrencisi Emilia, hayat ve ölümü ayıran ince çizgide gidip gelen intihar konulu sanat projeleri üretmektedir. Şehrin tek ateisti, başına buyruk maskeli detektif Preest sokaklarda intikam peşindedir. Tek bir kurşun, bu dört kayıp ruhun kaderini beklenmedik bir şekilde belirleyecektir.

18 Şubat Çarşamba: The Pleasure of Being Robbed: 13.oo Beyoğlu Fitaş AFM: Hepimiz doğuştan depresifiz; kendimizi ne kadar meşgul edebiliyoruz, işte tüm olay bu sloganıyla Amerika’dan yeniler bölümünde gösterilecek olan filmde; New York’ta yaşayan Eleonore her yerde, yabancıların çantalarında bile bir şeyler arıyor. İnsanlar çantalarından çalınanları fark edince, yani Eleonore’un işi bitince, yüzlerinde acı bir gülümseme ile kalakalıyorlar. Soyulmanın Hazzı, en acı verici ve en güzel, en üzücü ve en komik, gerçek ve gerçeküstü, hasıraltı edilen ve dışavurulan yanlarıyla yalnızlığın bir portresi. Ve bir not, yönetmen Joshua Safdie 84 doğumlu=)

19 Şubat Perşembe: Back Soon:  15.00 Beyoğlu Emek  Sineması: Kuzey Işıkları adı altında gösterilen film; Anna Hallgrimsdottir iki oğluyla beraber Reykjavik’te yaşıyor. İzlanda’nın soğuğundan bunalmış, işini devredip yurtdışına çıkmaya karar veriyor. İşi, yani esrar satmak, çok kazandıran bir iş ve o da bunu iyi bir ücret karşılığında devretmek istiyor… İşi -ve tabii cep telefonunu, keza müşterileri ona bu cepten ulaşıyorlar- devredeceği uyuşturucu satıcısı 48 saat içinde parayı hazır edeceğini söyler. Bu sırada Anna İzlanda’ya has her türlü aile meselesi ile uğraşır; mutfağı, günlük yeşilliklerini almayı beklerken partileyen müşteri/arkadaşları ile dolar taşar.

a_zona_01

19 Şubat Perşembe: Uprise: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Sandro Aguilar yönetmenliğindeki film; Birini kaybettiğimizde, boş kalan alanlarda bizi duvarlarla bir yapan ortak bir vicdan belirir cümlesiyle açılan Keşif filmleri içinde gösterilecek filmde, her karakter bir sevdiğini kaybetmenin ruh hali içindedir. Bir zamanlar babasının yaşadığı apartman dairesinin boşluğuna alışmaya çalışan bir adam. Gözlerden uzak bir köyde geri dönmeyecek kocasının yolunu gözleyen hamile bir kadın. Yüreklerini ağırlaştıran hüzünleri ve kasvetli duruşları, bu insanlara sanki anestezi altındalarmış havası veriyor: Aksak ilerliyorlar, dinlenecek bir yer arar gibiler. Bu yoğun yalnızlık hissi titizlikle kurgulanmış müzikle birleşiyor. Diyalog az, sesler ise ancak gerektiği kadar.

20 Şubat Cuma: Better Things: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Keş!f filmleri adı altında gösterilecek olan filmde, Gail’ın agorafobisi onu içeriye, aşk romanları okuyarak kendini kaybettiği, anneannesi ile paylaştığı eve hapsediyor. Bu iki kadın ufak adımlarla birbirleriyle yakınlaşmaya çabalıyorlar. Rob kız arkadaşını kaybetmiş olmakla başa çıkmaya çalışıyor. Gladwin çifti, 60 yıllık beraberliklerinde bir dönüm noktasına gelmişler: Senelerce konuşulmayan gerçekler aralarında bir duvar örmüş bulunmakta. Sevgisinde sadık Bayan Gladwin küçük hareketleriyle bu durumu ikisi için de aşmaya çalışıyor. Film Duana Hopins yönetmenliğinde karşımıza çıkıyor.

21 Şubat C.tesi: Afterschool: 12.30 Beyoğlu Emek Sineması: Bir ilk film niteliğinde olan Afterschool yine Keş!f başlığı altında gösterilecek. !984 doğumlu Antonio Campos filmde bizlere, ölümün kurgusallığının çözümlenmeye çalışıldıkça tehlikeli bir hal alacağından bahsediyor. Robert, Amerika’nın Doğu yakasının seçkin liselerinden birinde okumaktadır. Çekingen ve içine kapanıktır; zamanının büyük çoğunluğunu nette porno sitelerinde gezinerek ve “gerçek gibi görünen şeylerin” kliplerini izleyerek geçirir. Bir gün ortalıkta dolanırken kazara iki genç sınıf arkadaşının trajik ölümüne kamerasıyla tanıklık eder. Okul yönetimi, öğrencilerin bu olayın şokunu atlatmalarını hızlandırmak amacıyla, ölen iki kızın anısına bir video hazırlanmasını uygun görür. Ancak bu görev hem öğrencileri hem de öğretmenleri huzursuz ve paranoyak bir ruh haline iter.

baghead-poster

22 Şubat Pazar: Baghead: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Duplass Kardeşlerin yönetmenliğinde amerika’dan yeniler başlığı altında gösterilecek olan film, “Kafasına kese kağıdından torba geçirmiş bir adamı” konu alan komik, samimi, sempatik ve evet, biraz da korkunç bir film. Arkadaşlarının bir filminin başarısından esinlenen dört arkadaş haftasonunu geçirmek üzere ormanda bir eve kapanırlar. Amaç, ortada fazla bir fikir olmasa da, hepsinin önemli rollere soyunduğu, onları ünlü yapacak bir şaheser yazmaktır. Oraya vardıklarında, tahmin edileceği üzere, aralarında aşk ve arzu filizlenmeye başlar ve karakterlerden biri ormanda kafasına kese kağıdı geçirmiş bir adam gördüğünü iddia eder.

Tabiki biletleri alabilmenin nasıl eziyetlere dönüştüğünü hepimiz biliyoruz, Elif’le bi dönem kafamız ataş yağdığını düşünmek hatırlamak bile istemiyorum ki aa bakın yine hatırladım eheh, şimdi biletler bi alana bi bedava, o yüzden koşun, gelin, eklemlenelim, ucuza film izleyelim, hem de çok güzeller, bilet sırasına da birlikte girelim hatta eheh, böyle de çıkarım var blogdan, bildiğin davetler ediyorum, neyse işte, heyecanlıyım bi de şöyle diyor sitede; !f Istanbul festival biletleri 1 Şubat’ta http://www.mybilet.com üzerinden ön satışta, 7 Şubat tarihinden itibaren Beyoğlu AFM Fitaş, AFM İstinyePark, AFM Caddebostan Budak, Beyoğlu Emek Sinemaları gişelerinde ve Capacity AVM, Cevahir AVM, Profilo AVM, Kanyon AVM, Erenköy, Ümraniye, Nişantaşı, Beyoğlu D&R’larda.

Şimdi açıkçası ben çok daha önce, daha izler izlemez hemen bir Dark Night yazısı yazmıştım evet, ve de yayınlamıştım, ama şimdi bakıyorum da öyle bir yazı blogumda da bulunsun istiyorum, çok mu şey istiyorum, hayır tabiki de hemen kopyalıyorum, birazcık da bişiyler ekleyerek daha önce yazdığım yazıyı…

batman-dark-knight-joker

Let’s Put a Smile On it!!!
Why so serious! Lets put a smile on it! sözleriyle jokerin, fragmanları dönüyor heryerde Batman filmlerinin en son çekileni olarak bildiğimiz bu şölenin, imdb ise gösterime girmesinin dakikasına en iyi filmler listesinde 1. sıraya yerleştiriverdi bu filmi. Biz de emek sinemasında perşembe günü 12 seansına gidiverdik bu filme. herkes çok övüyor, herkes bişiyler söylüyordu bu film için ve de herkes Heath Ledger’in mükemmel performansınından ve hazin ölümünden bahsediyordu hemen ardından.

Öncelikle filmin bi oyunculuk şöleni olduğunu söylemeliyim, Gary Oldman ortalıklarda Gordon rolüyle salınırken ki çok severiz kendisini, Morgan Freeman, Lucious Fox idi, bu dev ikili bu filmde karşılaşmamış olsalar da 3. filmde şöyle mükemmel bir sahneye imza atmalarını diliyoruz, tüm bunların dışında eski Alfredlere göre daha az pimpirikli daha babaç bir tombik tip Alfred olan Michael Cane oldukça değişik görünüyor gözümüse, Aaron Eckhart ise zaten Neverwas filminde gönüllerimizi fethetmişken bu filmle de iyi bir oyuncu olduğunu bize tekrar vurguluyor ve Harvey Dent oluyor yani White Knight iki yüzlü adam Tommy Lee Jones’un veliahtı, The Dark Knight’ı oynamak ise her zaman olduğu gibi Batman’imize düşüyor, Christian Bale, Michael Keaton ve Val Kilmer olarak alıştığımız donuk renkli gözlü Batmanlere göre biraz daha yakışıklı, samimi ve zengin geliyor gözüme, en çok sevdiğim özelliği ise konuşmasını değiştireren bir alet sayesinde mükemmel çıkan sesi, hiç durmadan konuşsun istiyoruz mümkünse…
Gelelim Heath Ledger’a, biz ki Jack Nicholson’ı joker olarak görmüş bir nesiliz ve fakat, o nasıl bir joker olma hevesidir, o nasıl bir kahkahadır, nasıl gülüştür, film boyunca ses tonajını alçaltıp yükseltme, kötülük yapmacalara doyamama heycandan hoplama zıplamadır, put a smile hevesidir herbişiye, bilemedim, inanamadım, Nicholson’ı bine katladı, oscarlar alsın huzur içinde yatsın…

Film boyunca iyi kötü bir karakter ölüverecek de dengeler alt üst olacak diye içimiz titredi durmaksızın,o kadar müthiş bi oyunculuk, o kadar güzel insanlar vardı ki filmde ben sürekli bitmesin istedim 138 dakikalık film bana kısa bile geldi, ya o müzik, Hans Zimmer nasıl bir adamdır, böyle müzikler eder anlayamıyorum, görsel efektler derseniz çoğu yerde kusursuzdu son zamanlarda izlediğim teredütsüz en iyi filmdir, ya cidden yaz günü falan demeyin, biraz zaman ayırın, kendinizi bu filmle şımartın derim…

 

Şimdi benim için de 2008’in en iyi filmidir Dark Night hem oyunculuk, hem görsellik açısından çok güzeldir, yıllardır durmadan Batman takip edip duran bizlere bir armağan, bir ödül gibidir, çok harikadır… Keşke 3. filmde de jokeri görebilseydik ama bakalım daha bizi ne güzel sürprizler bekliyor. bu sene çizgi romanların güzel çekildiği bir sene oldu benim için çok da güzel bir durum bu, hem de X-Man geliyo yine Wolverineli felam ondan da bahsedeceğim daha çok =))


Philiser

Serbest Çağrışım Engellenemez... Marks'tan ve Engels'ten tam bağımsız olarak oluşturulan bu blog manifestosu, bir bardak kahve, bir dilim pasta eşliğinde yürürlüğe girmeyi beklemektedir. Sonuçta gökkuşağının altından çok atlar geçecektir, hipopotamlar ise her zaman çok vahşi olmayı sürdürecektir.
Blog yukarıdaki zeminden aldığı hareketle daireler çizerek bir dertler anlatır. dinleyiniz..

Twitter

Ağustos 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.