philiser’s Blog

SideOrderOfLife…

Posted on: Aralık 17, 2008

Hayatı Tersine Çevirdik…

sideolife

Çok yakın zaman önce hayatımıza giren bu dizi pek çoğumuzun gözünden kaçmıştır eminim ama ben şöyle bir ilk bölümünden itibaren diziyi çok ilginç buldum… Uzun yıllar Gilmore Girls izleyerek hayatı çözmeye çalışan ben şimdi de eksiğimi bu dizi ile kapatmaya çalıştım. Dizi öncelikle kent yaşamında başarılı insanları anlatıyor, biz ise gözümüzü Jenny adlı sarışın, güzel, evlenmek üzere olan, mükemmel bir nişanlısı olan bir kadına çeviriyoruz evet. Jenny kardeşimizin hayatında her şey yolunda gidiyor gibi görünmektedir, Ian adındaki yakışıklı, başarılı ve de iyi bir insan olan nişanlısıyla evlilik planlarına başlamışlardır. Bir gün en yakın arkadaşı hayat dolu Vivy’nin kanser olduğunu öğrenene kadar hayatının son dönemlerinde hiç bir sorunu olmamamıştır denilebilir onun için. O anda arkadaşı için çok fazla üzülen Jenny için işler yolunda gitmemeye başlar, ilk kez öyle büyük bir paniğe kapılan Jenny nişanlısını hızlı arama ile arar, ama telefonda bir başka erkeğin sesi vardır, filmin sonuna kadar Cell Phone Man olarak adlandırılacak bu adam onun hayatında bazı değişikliklere yol açar… Vivy ile olan konuşmalarının birinde ise Vivy şöyle söyler; bu hayattan ne mi istiyorum; herşeyi Jenny, herşeyi, iyi bir yaşam, iyi bir iş, aşk, eğlence, dostlar, herşey… Bu andan itibaren Jenny evrenden tuhaf işaretler almaya başlar, o ana kadar çalıştığı dergide hep fotoğrafçılık yapan Jenny birden çektiği fotolarda insanlarla ilgili kimsenin göremediği şeyler görür ve de resimlerini çektiği insanların hikayelerini de yazmaya başlayarak bir anda ünlenir…

side_4

 Tam bu aşamada nişanlısı Ian’la da arası bozulan Jenny aslında Ian’ın doğru erkek olduğunu ama yanlış zamanda geldiğini düşünmektedir. Şimdi böyle anlatıldığında basit bir kent ve de aşk hikayesi gibi görünen bu dizi içinde derin ayrıntılar barındırmaktadır. Örneğin Vivy kanser tedavisi için başvurduğu doktorla kemoterapi esnasında karşılaşır ve doktorunun da kanser olduğunu farkeder, doktoru Vivy’e bir kez kanseri yendikten sonra neler başarabileceğini asla bilemezsin diyerek onu cesaretlendirir… Öte yandan Cell Phone Man ile konuşmaya devam eden Jenny bir anda bu adama aşık olmaya başladığını hisseder hikaye çok farklı bir yön kazanır. Jenny’nin patronu ise Vivy’e aşıktır, tüm kanser aşamalarında hep onun yanında olmaya çalışır, bu süreçte hayata dair o da çok şey öğrenecektir. Filmin sonuna doğru işler çığrından çıkar, Cell Phone Man Çin’e iş için gider ve de dönüşte Jenny ile buluşmak için sözleşir, ama bir türlü dönmek bilmez ve Jenny umutsuzluğa kapılır, tesadüfen karşılaştığı ve telefonunu Çin’de kaybettiği söyleyen adamın Cell Phone Man olduğunu düşünmesi üzerine harekete geçer ve de adam Jenny’i evet ben oyun diyerek kandırır. Aslı astarı ortaya çıktığında ise, Jenny zor anlar yaşar, o olmadığını bile bile kendini inandırdığını farkeden Jenny psikeatrist’e gider… Psikeatrist aslında Cell Phone Man diye birinin olmadığını onu Jenny’nin kafasında uydurduğunu söylemektedir. Bu noktada işte :Psikeatrinin hem ruh bilimi olduğunu hem de aynı zamanda olağanüstü şeyleri rasyonalize ederek hayatımızdaki sıradışı şeyleri yok etmeye çalıştığını görürüz. Gerçek CellPhone Man’imiz ise Jenny’i arayıp durmaktadır her yerde… Tüm bu arayış hikayeleri romantik olmaktan öte içimizdeki kuşkuların, neden hayatımızda aslında hep birşeyleri eksik hissettiğimizin cevaplarını vermektedir bizlere…

symbolic

Vivy ise Jenny’nin patronu Ricky ile aralarında dostluktan fazlası olduğunu farkeder, ama ikisi de birbirlerini çok seviyor olsalar dahi, bu yaşadıkları yoğun duygulardan ürkerler. Herşeyi ama hayata dair herşeyi isteyen Vivy, aslında istediği şeyleri elde etme adımını atmaktan bile aciz olduğunu çok geçmeden farkedecektir. Sürekli akan hayatında sabit bir ilişki oluşturmayı bilemeyen Ricky ise Vivy’den az da olsa daha çetin ceviz çıkmıştır. Neden her zaman gözümüzün önünde olan güzel şeyleri hemen gördükten sonra, onlardan kaçınmak gibi bir ruh haline bürünüveriyoruz, ya herşeyi berbat edersem diye düşünmeye başlıyor ve geriye doğru adımlar atıyoruz. Başımıza gelen olağanüstü şeyleri berbat etme korkusu, bizi onları hiç yaşamamaya itiyor, ne zaman bu hale geldik diye sormak istiyorum ben. Nasıl oldu da böylesine güvensiz olduk, güzel şeylerden kaçar olduk…

Aşk hakkında konuşacak değil, ben pek bilmem öyle şeyleri çözümlemeyi ama hayatımda her zaman, herşey tamam dediğim anlarda, hissettiğim büyük eksiklik rasyonel düşüncelerle açıklanamaz bence… Depresyon ya da diğer rahatsızlıklar tüm sorunlarımıza verilen ortak isimler olmamalı asla. Bu hayattan bizi mutlu edecek kadarını değil, alabildiğimiz herşeyi istemeyi bilmeliyiz bana kalırsa ve yine de birşeyler eksik gibi geliyorsa, şöyle bir silkinip baştan başlayalım diyebilmeliyiz. Jenny o ana kadar her şey yolundaymış gibi görünen mükemmel hayatında büyük boşluklar olduğunu anlıyor, evren onu uyandırıyor evet, peki bizi ne uyandıracak, biz neyi bekliyoruz, ne zaman aslında en azıyla yetindiğimizi farkedip, hayatımızın yönünü değiştirmeye daha kötüsünü bulabilme ihtimalimizi bile bile cesaret edebileceğiz. Ben Jenny kadar cesur muyum, uyanabilecek miyim uykumdan, dinlendirici olmaktan çok yorucu olan, tedirgin edici olan uykumdan kalkabilecek miyim, bulabilecek miyim, nerde ve ne eksik.. İşte bu ufacık dizi beni her zaman bildiğim ama iyice gözüme sokulmuş olan bu gerçeklerle yüzleşmeye itiyor… Dizinin akibetine gelince, evet dizide sonunda Jenny ve gizemli adam karşılaşıyor, Jenny’nin evlendiğini sanan adam düğüne itiraz ediyor ama aslında Jenny’nin eski nişanlısının bir başkasıyla evlendiğini ise sonradan anlıyor. Çok romantik gibi gelse de aslında benim dikkatimi çeken yer Cell Phone Man’in sonunda bulduğu kadının evlendiğini görüp sessizce oradan ayrılmaması, neden beni beklemedin, neden bu ihtimali hayatını kapadın diye bağırabilecek cesareti bulması… Daha uzun yıllar Gilmore Girls gibi, hayatımızın hep arkadaşlarımızla konuşarak çözümlemeye çalıştığımız basit problemleri üzerine kurulu bu dizinin de yayınlanacağını sandım, izlenme oranları da oldukça yüksekti, ama senaristler bölüm yazmak istemedikleri için dizi bitirildi.

sideo

Çok güzel diziler var evet, çok güzel filmler izliyoruz hiç şüphesiz, dehaların elinden çıkma başyapıtlara şahit oluyoruz evet. Ama bazen hayat o kadar basit ki, basit birşeyler izlemek istiyorum ben, kendim kadar sıradan insanlara bakmak istiyorum, kendim kadar basit insanları izlemek istiyorum, iyi vakit geçirmek, uyandırılabilme ihtimalim üzerinde durabilmek istiyorum ama ciddi bir şekilde… Bizim belki de rasyonel benzetmelerle, kullandığımız dilerin kelimeleriyle açıklanamayacak birşeylere ihtiyacımız var… Hayatı ters yüz edebilir miyiz, hayatımı ter yüz edebilir miyim, böyle bir cesaretim var mı, aslında benim dediğim hayatın sınırları nasıl belli oluyor, eksik olan yerler ne, boşlukları nasıl dolduracağız bilemiyorum… Ama bazen izlediğimi bir şey, ya da dinlediğim bir hikaye bana cesaret veriyor, hikaye anlatmayı bilen, kendimi iyi hissetmemi sağlayan insanlar var, etrafımdalar, bu dizi ekseninde hem dizinin senaristlerine hem de hayatımdaki insanlara şükür etmek isterim, bir gün hepimizin uyanabilceği gibi iyi bir gelecek istiyorum hepimiz için, ve dizinin devamı gelsin istiyorum son olarak…

5 Yanıt to "SideOrderOfLife…"

hayata gülümsemeyle ve bazı farkındalıklarla bakabilme sebeplerimden biriydi bu dizi ama kaldırıldı ve ben çok üzüldüm son bölümü de sınavlarım yüzünden izleyemedim zaten:(((

bi ara internette son bölümü güzeldi, bulup yine izlersin üzülme, ama kaldırılması hoş olmadı evet, ihtiyacımız vardı =))

çok duygusal ve akıcı bir diziydi kesinlikle çok etkilenmiştim ama maalesef kaldırıldı:(

bazı diziler var işte, kıyıda köşede kendi çapında oldukça eşsiz, işte genelde onlar yayından kalkıyor, ayrı bi yeri var benim de hayatımda =)

Emeğine Sağlık.Teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Philiser

Serbest Çağrışım Engellenemez... Marks'tan ve Engels'ten tam bağımsız olarak oluşturulan bu blog manifestosu, bir bardak kahve, bir dilim pasta eşliğinde yürürlüğe girmeyi beklemektedir. Sonuçta gökkuşağının altından çok atlar geçecektir, hipopotamlar ise her zaman çok vahşi olmayı sürdürecektir.
Blog yukarıdaki zeminden aldığı hareketle daireler çizerek bir dertler anlatır. dinleyiniz..

Twitter

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Aralık 2008
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
%d blogcu bunu beğendi: