philiser’s Blog

Terminator: The Sarah Connor Chronicles

Posted on: Aralık 24, 2008

 12cc38ce3519c731med

Şimdi yazmayayım beni dizi manyakı sanacaklar diyorum ama olağanüstü şeyler oluyor, özellikle de bu dizide. İlk günden beri kaçırmadan izlediğim, vakti zamanında da hepimizin çok sevdiği Terminatör filmlerinin konusundan devam ediliyor. 2’den önce 3’ten sonra sloganıyla da bize gizli kalmış ayrıntıların tanımını veriyor adeta. Dizi hiç görmediğimiz bi yerden, Sarah Connor’un henüz ölmediği, John Connor’ında (Thomas Dekker) henüz 16 yaşında bir genç olduğu bir tarihten başladı. Karşımızda eski kaslı sert ifadeli Sarah Connor yerine bu dizide ışıl ışıl, oldukça güzel bir kadın karşılıyor bizleri (Lena Headey) . Başlangıçta alışmakta zorlansam da sonradan oyunculuğu ile beni etkilemeyi başaran bir karakter. Dizide daha önce 2. sinema filminde akıl hastanesine kapatılan Sarah Connor’un oldukça fazla siyaset ve felsefe okuduğunu görüyoruz, hatta zaman zaman her bölümde onun ağzından II. Dünya Savaşında atom bombasının atılmasını ilişkin liderlerin karar sonrası konuşmalarını ya da bilim adamlarının buluşlarından dolayı bazen hayata küstüklerini duyabiliyoruz. Zaten dizi adından da anlaşılacağı gibi Sarah Connor’un Günlükleri olduğundan hikaye onun aslında bir bakıma hiç görmediğimiz duygulu anne sözleriyle aktarılıyor. Öte yandan daha önce hiç görmediğimiz 3 karakteri de izleme fırsatı buluyorz ki benim diziyi bu kadar çok sevme nedenlerim aslında daha çok bu karakterler. James Ellison (Richar T. Jones) başlarda Sarah Connor’un peşindeki dedektif rolündüyken sonradan ona inanmaya başlayan bir adamı oynuyor. Daha önce 4400den tanıdığımız Tess (Summer Glau) adlı karakter bu dizide Cameron adlı bir Cyborg’e hayat veriyor(muhtemelen adının Cameron olması da film serisindeki yönetmen James Cameron’a bir saygı niteliğinde olsa gerek). Bir balerin zerafetiyle diziye giren bu kadın John Connor’un gelecekten yolladığı bir robot. Ama daha en başından da azcık azcık farkettiğimiz üzere o biraz farklı bir robot. Sanata düşkün ve müziğe göre dans edebiliyor. Zaten dizinin bi yerinde Sarah Connor’un ağzından eğer makineler sanatı yapmayı da öğrenirlerse onları insanlardan ayıracak ne kalabilir ki geriye diyecektir, işte tam da bu sözleri duyduğumuz an Cameron bir piyano konçertosuyla ekranımızda bir kuğu gibi salınacak ve bale yapacaktır, bu durumun getirilerinden kuşku duymaya başlıyorum. Terminator Filmleriyle senaryo açısından zaman zaman çelişen bu dizimiz gün geçtikçe bizi kendine çekmeye devam ediyor.

tscc1

Haftalar boyu izlediğim en güvenilir robot olduğunu düşündüğüm ve John’a bağlılığından hiç şüphe etmediğim Cameron ise bölümler ilerledikçe başına gelen bir kazadan sonra eski mission’una geri dönüp John’u öldürmeye çalışıyordu ayrıca 2.04’te onun karmaşık bir geçmişi olduğuna da şahit oluyoruz. Evet John ondan vazgeçmedi ve Cameron’u tamir etti ama artık her an tetikteyiz diyebilirim. John’un amcası Derek Reese (Brian Austin Green) ise diziye geldiği andan beri hem biraz tehlikeli hem de güvenilir bir hava oluşturmayı başarıyor. Ama Cameron’a olan (ve diğer tüm makinelere) nefretini de her an gözlemlemek mümkün. Derek’in gelmesiyle zaman zaman flashbacklerle geriye dönerek yani aslında geleceğe giderek, gelecekteki Connor’un neler yaptığını anlamaya çalışıyoruz. Direniş güçlerinin lideri olan John Connor bazı robotları yeniden programlayıp kendi güçlerine ekliyor. Ama bazen robotlar bir anda eski görevlerine dönebiliyorlar, Cameron gelecekte 1 tane Ciborg’u durdurmaya çalışırken: bazen böyle oluyorlar, kimse neden olduğunu bilmiyor, deyiverip, bizi ürkütmeyi başarıyor. Hem Cameron hem de Derek diziye çok güzel renk katarken Derek’ın John’un amcası olduğunu bilmediğini sanaduralım John’un doğumgününde amcası onu babasının çocukluğuyla karşılaştırıp, aslında herşeyi biliyorum diyerek hepimize ayar vermeyi biliyor. Bu güçlü ve oldukça hüzünlü adamı hayranlıkla izlemeye devam ediyoruz.

tscc2

(Tüm bunların yanında dizi ile ilgili aslında en çok sevdiğim şey dizinin müzikleri. Bütün Terminatör filmlerinde Theme Song olarak kullanılan ve hepimizin dı dıt dıt dı dıv (Brad Fiedel )olarak da mırıldanabileceği melodi zaman zaman müziklerde kendini gösterse de Bear McCreary tıpkı Battlestar Galactica’nın müzikleri gibi bu diziye de el atmış ve olağanüstü Soundtrackler oluşturmuştur. Bu adam artık ne yapsa dinlerim demeye başladım sağda solda evet, onlar nasıl görkemli, karamsar ve epik müziklerdir, her saheneye uyan şahane bestelerdir anlamak mümkün değildir. Diziye bambaşka bir hava katmaktadır. İyi ki de Katmaktadır.)

04_terminator_lg

Şu anda 2. sezonunu izlediğimiz dizi, beni her bölümde daha çok etkiliyor. (2.05)Özellikle Wizard Of Oz’a yapılan göndermeleriyle bu hafta bana çok güzel anlar yaşattı. Amcasıyla birlikte bir askeri kampa gitmek zorunda kalan John orada bir yandan askerliği öğrenedursun öte yandan da gelecekteki komutanının(Martin Bedell) t-888 tarafından öldürülmesini engellemeye çalışıyor. Amcası da onun gözetmeni olarak kampta yanı başında bulunuyor. Kardeşini kaybetmenin hüznüyle dolu olan bu adam yine geçmişini yani geleceğini hatırlayarak bizi aydınlatmaya devam ediyor. Kurtarmaya çalıştıkları Martin gelecekte Derek’ın oldukça yakın bir arkadaşı ve onun John Connor’ı kurtarmak için yaptıklarını izliyoruz. Bölümde t-888 sonunda yenmeyi başaran Connor ve Reese, Martin’le konuşup askeri kamptan ayrılıyorlar. Böyle bir olay almasaydı sevgilisyle birlikte askrliği bırakarak evine dönecek olan çocuk John’a inanıyor ve kendi yolunu çiziyor. Derek Reese ise giderek daha hüzünlü bir hal alıyor ve gelecekte bu çocuğun Connor’u kurtarmak için öleceğini anlatıyor: “we’ve rescued 40 prisoners out there… one of them was John Connor. martin was always a great runner. but no one could outrun a blast like that… he died, john. he died for you. we all die for you…” diyor, çünkü onlarınki böyle bir savaş, çünkü Connor gelecekte böyle bir lider… Tüm bölümde “Oz Büyücüsüneki” Dorothy’nin kahramanlıklarını okuyan anne Connor aslında bir yandan da kendi oğluna göndermede bulunduğundan habersizdir…

terminator2

James Cameron’un çok küçük bir bütçeyle çektiği B tipi bir film olarak tasarlanan The Teminatör(1984) hayatımıza girdiği an bir kült haline geleceği anlaşılmıştı. Arnold Schwarzhenegger’ın (Cyborg) görkemli görüntüsü ve Linda Hamilton’un (Sarah Connor) kaslı vücuduyla ve müthiş müziğiyle hafızalarımıza kazınan bu filmde gelecekten gelen bir Cyborg Sarah Connor’un peşine düşüyor.Yine gelecekten gelen Kyle Reese de Sarah Connor’un geleceğin direniş liderinin annesinin korunmasıyla görevli. Sonuçta Kyle Reese hem bu liderin bilmeden babası oluyor, hem de görevini tamamlamış bir şekilde ölüyordu. İkinci Sinema filmi ise oldukça geç çekilmesine rağmen dev bir prodüksüyon oldu. Termiator 2: The Judgement Day(1991- J.Cameron) serinin en çok ilgi çeken hatta bir efsane haline gelen filmini meydana getirdi. Bu filmde oğlunu korumak için bir Amazon kraliçesi haline gelen Sarah Connor’u, gelecekten gelen birinin görevi Connor’ları korumak diğerinin ise yoketmek olan 2 Cyborg’un mücadelesini ve anne-oğul’un yaşam savaşını izliyorduk. İyi Cyborg rolünde Arnold Schwarzhenegger(t-800) yine çok görkemliyken, daha gelişmiş bir model olan ve bizim yıllarca oyuncunun ismini bile “Civa Adam” olarak anmamıza neden olan Robert Patrick t-1000’in efsane oyuncusuydu. İki Cyborg kıyasıya kapıştılar, bu film hem hasılat rekorları kırdı hem insanlar arasında senaryo ve görselliğiyle bir efsaneye dönüştü. Sonuçta hem Sarah hem de oğlu John hayatta kaldılar ve bu da bir 3. film için olasılık haline geldi. Terminator 3: The Rise of The Machine (Jonathan Mostow) işte bu ihtimallle 2003’te çekilmiştir. Çok yaşlı ve vali olmasına rağmen Arnold Schwarzhenegger’ın da oynadığı bu filmde John Connor rolünde çok sevdiğim Carnivale(2003) oyuncusu Nick Stahl’un oynaması bizi sevindirse de filmden çok fazla hoşlanmadığımızı söylemem gerekir. Ama filmden öğrendiğimize göre t800 modeline olan duygusal bağlılığı yüzünden (bkz. Terminator 2 Arnold) John Connor’un bu model tarafından öldürüleceği yönündedir. Şimdi Terminator 4: The Salvation (Joseph McGinty 2009-Supernatural’den tanıyoruz)  (Trailer izle) çekim aşamasındadır ve öğrendiğim kadarıyla John Connor’un Batman olarak da tanıdığımız Christian Bale oynayacaktır. Bu filmin ayrıntılarını da bir başka gün sizlere yazacağım…

Sonradan gelen edit: Evet yorumlarda söylenmiş ben unutmuştum, Catherine Weaver yeni bir Cyborg t-1000 (yani civa kadın) son bölümlerde bize görünmeye başlayan Garbage grubunun da solisti olan Shirley Manson tarafından canlandırılmakta. Cameron ile karşılaşcağı günü hevesle bekliyoruz, ilerleyen günlerde de buna şahit olacağımızı umuyorum…

15 Yanıt to "Terminator: The Sarah Connor Chronicles"

bence her diziye derek reese lazım ya. su erkek halimle bayılıyorum adama =)

sıvı model sarah connor chronicles’da var su an ama pek aktif değil maalesef. ilerleyen bölümlerde daha çok işin içinde olucaklar tabi büyük ihtimalle. işin içindeler de zaten daha çok ekşında görmek istiyoruz biz.

ooooo bahsetmeyi unutmuşum dur hemen ekliyorum iyi ki hatırlattın hatta kadın Garbage’ın solisti böyle off, Cameron’la kapışsalar çok şahane olmaz mı olur, hatta baya bi beklenti var onların kapışmasıyla ilgili =))) yaa bi de Derek Reese böyle bi kıl falan ya, herşeye cevap vermiyo, karizmanın kralı, cidden ilk geldiğinde ya kim bu dedim ama her bölümde adam nerde ne söyleyecek diye bekler oldum =)

yaa keşke sevsen keşke sevsenn, ama şimdi ilk sezon pek iyi değildi, sonra böyle hakikaten Linda Hamilton, Robert Patrick’li civa adamlı bi 2. film efsanesi var o kadar şahane, izlemelere doyamıyoruz, ne yapsalar zaten ona göre çok kötü olacak, o oyunculara kıyasla casting baya kötü, ama 2. sezona doğru baya toparlıyo senaryo herkes bunda hemfikir, üstelik sen bile Kyle Reese’e bayılırsın kesin çok güzel bir karakter olmuş. Tabiki X-Files, BSG, Carnivale, Lost gibi olmas ama an için güzel ki, keşke sevsen ehe ama olsun=)) ve gerçekten Bear McCreary nasıl bir insan bilemez hallerdeyim, neye dokunsa harika müzikler…

yani dediğin gibi ilk sezon pek tatmin edici değildi ya da bilmiyorum alısmaya çalışıyoduk o esnada. ama 2. sezon çok farklı, çok orjinal şeyler var mesela triple8 lerdeki standby özelliği gibi. 2×11 inanılmazdı bence, 1920 lere gelen banka soyan triple8… beni tamamen benden aldılar… filmlerini aratmıyo bence sarah connor chronicles.

böyle sarah connor olmaz olsun diyor ve diziyi protestoma devam ediyorum. sarah connor dediğin güzel olmaz. hem bu ablayı 300 Spartalı’da izledik biz orada kalsın derim ben. o filmle jübile yapsaymış iyiymiş. şimdi bu iki prodüksüyonda da -300 ve sarah connor chronicles – güçlü kadın imajı çiziyor ama biliyoruz biz gerçeği Lena hanım. siz de hostessiniz.

Şimdi Minisker kişisi, olayları çarpıttığınıza inanıyorum, Lena kadın kişisi güzel olmakla birlikte bi hostes edasında olmamıştır, olmuşluğu görülmemiştir, evet güzeldir, A insanıdır ama iyi biridir, napalım Linda Hamilton 80 yaşında gözüküyor, oynayamaz, tabiki de başka birini bulabilirlerdi, ama izlerim yani ben, sonuçta feysbykta onlayn listesini açıp bakan ve de eğlenen bi insanım, sıkıcı bi hayatım var eheh =))

bence yıldız tilbe’yi oynatmalılardı. hem görünüş açısından hem de bakışları itibariyle sarah connor profiline çok uygun bir kişi. kötü robot kurur kalırdı karşısında şerrefsizim. “lan ne uğraşcam senin oğlunla siee sen nesin ki oğlun nolsun” derdi dizi de biterdi biz de rahatlardık. heba etmeyin bilim kurgu tarihinin en kült yapımını ey yapımcılar! size sesleniyorum. bak kime diyorum. aloo microsoft alooo…

Bi kere bu Tilbe kişisinde bulunan aşırı delilik hadisesi, onun tutarlı hareketler yapmasını engeller ve kişi mütemadiyen “aaaağiiiii aaaağiiiii” diye bağırır, o yüzden bu casting baştan çöker, öte yandan kendi sorunlarınızı böyle dizilere yansıtmanız da anlaşılır gibi değil Onur kişisi, unutmayınız ki Maykrosoft’ta olan Maykrosoft’ta kalır. Güsel dizi ben seviyorum hem naapalım X-Files yok elimizde bu var =))

pöff x-files olmaması gercegi, bu arada fringe (jj abrams) diye bisey varmıs, duyduklarıma göre ixfaylsımsıymıs. duyduklarımın yalancısıyım tabi daha izlemedim, izledikten sonra buraya yazarım ole mi degil mi =)

bak bunu duymamıştım, ilginç bişiyler çıkabilir, haber edersen sevinirim, ona göre yazarız, indirir izleriz =)

arkadaşlar s1xb7 de hani dans ediyo cameron orda balede çalan piyano solosunuun adını bilen varmı???
çok makbule geçer…🙂

Chopin nocturne in c sharp minor. şöyle de yazılıyor olabilir: chopin – nocturne c# minor =)
Şurada da youtube linki var, orada yorumlarda da belirtilmiş zaten müzik: http://www.youtube.com/watch?v=bqPIskaAJgo

philiser kardeş teşekkür ederim… =)

=)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Philiser

Serbest Çağrışım Engellenemez... Marks'tan ve Engels'ten tam bağımsız olarak oluşturulan bu blog manifestosu, bir bardak kahve, bir dilim pasta eşliğinde yürürlüğe girmeyi beklemektedir. Sonuçta gökkuşağının altından çok atlar geçecektir, hipopotamlar ise her zaman çok vahşi olmayı sürdürecektir.
Blog yukarıdaki zeminden aldığı hareketle daireler çizerek bir dertler anlatır. dinleyiniz..

Twitter

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Aralık 2008
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
%d blogcu bunu beğendi: