philiser’s Blog

“Save” alarak yaşamak =)

Posted on: Ocak 24, 2009

Oyunlarla Yaşayanlar

garret-i1

Thief  I_II_III (Eidos) : 2004 yılında, durup dururken bir dvd shopta keşfettiğim bu oyunun hayatımı derinden etkileyebileceğini nereden bilebilirdim ki… Önce ilk oyunu oynadım, hayatımda gördüğüm en karizmatik AI olan Garrett, oyundaki hırsız er kişinin ta kendisiydi ve kabul etmeliyim ki karaktere biraz fazla bağlanmaktan dolayı oyuna konsantre olmakta hep zorlandım eheh. İlk zaman daha çok korkuyordum, sözümona bir zombi görsem hemen kaçıyor, ölücem diye korkuyor, abimin oynamasını bekliyordum. Ama dedim ya Garrett’a öyle çok bağlandım ki, hep oynuyum ben oynuyum istedim. İşte bu durumlar çerçevesinde, zar ve fakat zor bir şekilde Thief’lerin en birincisi, Thief: The Dark Project oynandı. Para uğruna herşey çalındı, sürekli save alındı, adamları öldürmeden kalelerde, zindanlarda dolaşıldı, canavarlardan ve zombilerden kaçıldı, oyunun sonlarına doğru yakalanan perfect ai karakterimiz Garrett’in gözlerinden bir tanesi çıkarıldı ve onu o halde bıraktık…

garrett-ii1

Thief: The Metal Age: Thief oyunlarının ikincisi ve bana göre en vasatı bu olmakla beraber, bu oyunda robotlarla onların bize bakıp “i heart” demesiyle tanıştik. Öyle korkunçlardı ki tabi ben karaktere bağlandığım için korkudan sanki kendim ölüyormuşumcasına eheh, klavye mouse felam fırlatıp odalardan kaçtığımı biliyorum, ikinci oyunun büyük bir kısmını abim oynadı diyebilirim size, ama yönlendirmede ben oturuyordum, asansörü ok atarak çalıştır, halıyı kes duvar halıları çok şey gizler, zombilere flash bomb at gibi efsane replikler yine kendi ağzımdan dökülüp fırlamıştır emin olun. First Person Sneaker’ların bu çok kral oyununu, 3.sünü beklemek üzere bitirmiştik, ayinler yaptık, ritüelleri tekrarladık, mücevherler çaldık, hatta ip üstünde cambaz olduk, üstelik tek gözü de kör değildi Garrett’ın third person oynadığımızda onun yerinde yeşil renkli zoom yapabilen bambaşka bir mekanizma olduğunu gördük, yine hırsızların kralıydık evet…

thief-iii

Thief: The Deadly Shadows: Grafikler açısından adeta tri di’ne bandığımız bu oyun, bize üstün özellikler sağlıyordu, ne yalan söyleyeyim açıkçası seride en fazla beğendiğim oyun bu olmuştu. İlk oyunda karakteri tanımış nereden geldiğini görmüş, ikinci oyunda bıraktığımız secret chamber’a son bir kez yardım ettiğimizi düşünmüş, bu oyunda ise, kendi secret chamber’ımızdaki haini yakalamak için türlü taklalar atmıştık, yanılmıyorsam bir şehre girip saatleri durdurmak cürretiyle, şehri stop eyleyip, bize düşen görevi yerine getirdik, bir bölümde ise efsanevi akıl hastanesinde ruhlar aleminde mücadeleler verdik evet, etrafımızı çeviren büyücüler, 3 boyutlu liman, şehir görüntüleri, düştüğümüz hapisane ortamı muhteşemdi, sanki gerçekten orada gibiydik, sözümona sırf keyfi olarak şehrin sokak lambalarını karartabiliyor, alakasız evlerin pencerelerinden içerlere sızabiliyorduk, üstelik alışveriş yaparken dükkan sahipi hoş teyzelerin de tacizine uğramıyor değildik, Garrett’ın evini de bol bol görme şansımız oldu… Bu oyun da Garrett’ın çantasını misyon bittikten sonra çalmaya çalışan kız çocuğunu yakalaması ve son sahnede onunla el ele biyerlere gitmesiyle sona ererken 4. oyun da yapılsın diye çılgın senaryolar yazmaya başlamıştık bile, Garrett bizim herşeyimizdi sonuçta evet…

call-of-cthulhu

Call Of  Cthulhu: Dark Corners Of The Earth (Ubisoft): Tam da Thief gibi bir oyun bulamam diye hayıflanmaya başlamıştım ki, Fatih Skywalker bana Call Of Cthulhu dedi, tesadüfen bizim burda CD’sini bulduğum bu oyun beni çok hazırlıksız yakaladı. Bi kere karakterimiz Jack Walters, Garrrett neyse onun tam tersiydi, pısırık, aptal, çoğu zaman da çaresizdi. Ve bir oyunda ilk defa gördüğüm aktive sanity diye birşey vardı. Evet kahramanımız oyun boyunca panik ataklar geçiriyor, başı dönüyor ve denge kayıpları oluyor, deliriyor, korkuyordu ve onu zaman zaman sakinleştirmek gerekiyordu. H. P Lovecraft’ın yanılmıyorsam aynı adlı eserinden uyarlanan oyun, cidden gördüğüm en korkunç first person sneaker oyunudur. Bu oyunun bir diğer zorluğu ise, save alınamamasıydı evet, save yıldızı diye bir şey vardı ve onu görmeden sürekli bir önceki save yıldızının olduğu yerden başlıyordun. Bu da çok zorlayıcı bir durum kesinlikle. Ama şehir hapisanesi, akıl hastanesi, kanalizasyonu demeden, order of dagon demeden heryerde bulunduk, bir denizaltıyı deyim yerindeyse Kraken vari bir yaratıktan kurtardık ve umduğumuzu bulup bulmadığımız oldukça tarışıldı…

indiana-jones

Son olarak vazgeçemediğim bir başka seri Indiana Jones‘tan bahsedeceğim, evet, ilk oynadığımız Fate of Atlantis, kontrolleri zor da olsa beni çok eğlendirmişti, ben baya bi beğendim, akıl oyunları da oldukça keyifliydi, ikinci oyununu ise, The Emperors Tomb olarak bildim oynuyorum şu an, evet birsürü farklı özellik olmakla birlikte, bu oyunda kontrol zorluğu diğerinden bile fazla, çok zaman duvarlardan düşüyor, İstanbulda arap kıyafetli türklerle savaşmak zorunda kalıyoruz. Manzaralar ise bazen çok aşmış dudumda, boğaz köprüsüz bir istanbul boğazı da, gözlerimizin önünde gerdanlığını yitirmiş bir kadın gibi uzanıyor.

dreamfall-arcadia-ii

Diyeceğim o ki oynuyorum, ya Thief’in, Call of Cthulhu’nün devamı gelmeli, ya da First Person Snaker oyunlarına yenileri eklenmeli, daha az vurdu kırdılı, daha çok saklanmalı, questli ama 1. tekil şahıs kontrolünde oyunlar, mouse tık diil. Çünkü cidden çok başarılı, çok eğlenceli, çok gizemli. Öte yandan sırf ilk oyunu çok sevdiğimden The Longest Journey takıntım var evet 3. oyununu çıkarsın, Dreamfall’daki Zoe karakterini ve güzelliğini tekrar görelim, komadan çıksın, Apostle’la Alice tekrar karşılaşsın, yine devasa saraylarda, Arcadia’da amaçsızca dolaşalım, garip heyvanlara bakalım istiyorum… Oyunlarla yaşıyorum evet, bunların yanında, Broken Sword serisi olsun, Prince of Persia olsun, Silent Hill, The Thing, Bloodrayne gibi birsürü daha oyun oynadım, ama dediğim gibi ilk üç hatta ilk 4 serim bu şekilde sıralanmakta… Bir de ekliyeyeim, sahte bir thief düşmüş piyasaya, linke şuradan tıklarsanız sizde rezaleti, korsan Garrett’ı görürsünüz, ne diyeceğimi bilemiyorum, inceliycem neymiş bu öğrenelim…

2 Yanıt to "“Save” alarak yaşamak =)"

ia ia cthulhu ftagn!

ehue, ne dediğini anlamamakla birlikte, sanki anlıyormuş gibi de hissediyroum, vay be, neler olmakta gel gör, saçma sapan birsürü farklı cthulhu oyunu sarmış 4 bir yanımızı kosan cthulhuler =))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Philiser

Serbest Çağrışım Engellenemez... Marks'tan ve Engels'ten tam bağımsız olarak oluşturulan bu blog manifestosu, bir bardak kahve, bir dilim pasta eşliğinde yürürlüğe girmeyi beklemektedir. Sonuçta gökkuşağının altından çok atlar geçecektir, hipopotamlar ise her zaman çok vahşi olmayı sürdürecektir.
Blog yukarıdaki zeminden aldığı hareketle daireler çizerek bir dertler anlatır. dinleyiniz..

Twitter

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Ocak 2009
P S Ç P C C P
« Ara   Şub »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  
%d blogcu bunu beğendi: