philiser’s Blog

Archive for the ‘performans’ Category

sir-dosyasi

Taylan Biraderler İftiharla sunar evet, gururluyum, ben ilk bu projeyle tanıdım bu Taylan Biraderleri ve işleriyle iftihar etme meziyetlerini ki bence bu diziyle etmeliler de. Bi düşünün ben o dönem orta üçteyim ya, kimsenin rakamlara ihtiyacı yok ey okuyucu boşgeç onları, ama küçük sayılırım yahu, türk ekranlarında ilk defa 16 mm lik sinema filmi kullanılarak çekilmiş diziydi ki bence Yaprak-Durul Taylan kardeşlerin şimdiye kadar yaptığı en iyi iştir.

Taner Birsel’in Sedat karakterini canlandırdığı ve ilk bölümünde bu polis kişisinin Mavi Büroya atandığını görürüz. Evet dizimiz bariz bir şekilde X-Files’a benzemektedir ve de bu durumu reddetmez. Mehmet Günsur ise saf ve genç polis Ayhan rolündedir, inanılmaz bir hafıza sorunu yaşadığından ötürü (Bkz. Alzheimer) ona her söyleneni yazmak suretiyle küçük bir not defterine kaydeder. Öteyandan karizmatik Mulder Sedat’ın hafızası ise oldukça iyidir, gayet de güzeldir. Tam da Scully nerde derken, doktor Alev hanım, kızıl saçlarıyla otopsi masasında beliriverir ve mütemadiyen dizinin tüm bölümlerinde otopsi yapar ki bu hiç iyi bişiy değildir, bizzat gördüm, bulundum oradan biliyorum, ama karizmasıyla doktor Alev hanımı seviveririz aniden, boşluk dolmuştur. Dizinin ik bölümünün adı 3harfli köy’dür eheh. Birileri Karabaht Köyünde geçen garip hiklayelerden bahsetmektedir ve Sedat kişisi bilge babasının yanına giderek bu köy hakkında ve orada bulunan bir kuyu hakkında bilgi almaya çalışır. Sedatın babası ilginç bir kişidir, bilge bir adamdır, araştırmacıdır, tarihe meraklıdır, evinde, çalışma odasında o zamanlardan aklımda kalan bir mantar pano, kesilmiş gazete küpürleri, büyük ve eski bir kütüphane vardı, ve oğluyla arasındaki sevgi dolu konuşma hali, baba kişinin Karabaht ismini duymasıyla değişti; “Oraya gitme oğlum, bu konudan, o köyden ama özellikle de kuyudan uzak dur!” diyerek konuyu kapadı. Ama huzursuz Mulder kişilik Sedat babasını dinlemedi ve o köye doğru yola çıktı. Yolda karşısına çıkan bir köylüye Karabaht Köyünü sorduğunda ise, o köy 3harflilerle doludur, oraya gitme evlat yanıtını aldı. Daha sonra kuyu sahnesine, korkusuz Sedat kişisinin kuyunun içinde bayılıp, bilinçsiz şekilde çöl gibi bir yerde uyanmasına şahit olduk. Birtakım arabalı, takım elbiseli adamlar ki yanlış hatırlıyorsam düzeltin, bu konudan uzak dur Sedat, seni uyarıyor ve her an izliyoruz diyerek Polis Mulder kişisini tehdit ettiler.Sanırım iki bölümün özeti böyleydi.

3. Bölümün adı Gecegelen’di, bir kadının paranormal bir şekilde tecavüze uğrayışını ama, yanında hiç kimse olmayışını izledik ve polis kişilerimiz olayın peşine düştüler. 4.Bölümün adı ise Külkedisiydi ve gece eve geç gelen varoşlarda yaşayan kızların erkek arkadaşlarıyla ilişkiye girenlerini orağı ile bulup avlayan bir adam vardı bu bölümde adı Melekçi miydi, sanırım, oldukça ürkütücüydü evet.

5. bölüm ise Almanyadan gelen Satanist adıyla son bölüm olarak yayınlandı. Bu bölümde Almanya’dan gelen bir adamın tüm apartmanını satanist yapmaya çalışması ve apartmandakileri de toplayarak bodrum katına pentegram çizmeye kalkışması bölümdeki ilginç olaylardandı, acaba müziklerini Demir Demirkan’ın Ahura yali yelaaahh diye yapmasıyla ve eski grubu pentegrama ufak bir selam edilmiş olması olası mı diye düşünüyorum evet.

Dizi filmimiz bütçe yetersizliğinden 5 bölüm sonra yayından kaldırırldı, dizinin bölümleri senelerce tekrar tekrar verildi ve ben hep izledim, hatta oldukça korkutucu buldum, geceleri uyumakta zorlandım doğru, diziye kalitesiz diyenleri işte tam da burdan kin ve nefretle kınıyor, o zamanlar absürd senaryolar yazılabiliyormuş, şimdi nerde o cesaret diyerek bağırıyorum. Neymiş marketteki kadın aniden “ışık ne kadar önemli değil mi” demiş çok saçmaymış, yaa evet de, sanki X-Files denen 9 sezon çekilen dizide herşey mantıklı mıydı, hey yareppim delirtcekler beni, ya bi bulan olsa, torent, rapid, dvd felam bulsak alsak tekrar izlesek, ya da yeniden yayınlansa… Bi de dizimiz o dönemde düblajsız, sesli çekiliyormuş, bi de Eşkiya mı öyleydi yine o dönemden, sanırım evet, bu çok güzel birşey bence, her dizi böyle olmalı, keşke yayından kaldırılmasaydı, dizinin jeneriği http://www.youtube.com/watch?v=llw0tb3dsoa bu adrese bi şekilde ulaşabilirseniz izlenebilir. Buyrun müziğini de bir daha duymuş olun hem.

Sonuç olarak Sır Dosyası candır, hayır Mehmet Günsur’u sevmiyorum, ama Taner Birsel candır, ve bu Alev gadını gerçekten de Scully gibi gönlümüzü aniden fethetmiştir…Government denies the knowledge, paranormal activities, trust no one, fight the future, the truth is out there!!

Kullandığım resim flickr.com/photos/yusufyusuf85/2277226769/ bu adresten alınmıştır, buyrun tıklayın, bakın =)

Reklamlar

çok seviyorum evet, ne robotlar geldi, ne robotlar geçti esasen şu beyaz perdeden değil mi, azıcık bir göz atalım, sizlere ilk son, ortanca gibi gözağrılarım olan robotlardan bahsedeyim buyrun, bi de okurken flight of the conchords adlı gruptan robots şarkısını dinlemenizi tavsiyelerim, çok şahane =)

r2-d2

r2d2

Starwars serisinin kahraman olduğu kadar dost canlısı, bilgisayardan çok iyi anlayan bu sevimli robotu, konuşmaz, sadece bir takım ıslıkımsı sesler çıkararak iletişim kurar ama biri konuştuğunda da söylenenleri gayet iyi anlar, hem Luke’a hem de Anakin’e yaverlik yapmıştır uzun yıllar, yeni modelleri çıkmış olsa bile Starwars evreninde hemen her kahraman er ya da gadın kişi, r2d2’ya ihtiyaç duyar, çok becerikli bir uçuş arkdaşı, duygusal ve iyi bir kankadır =))

3po1

3po

r2d2’nun en yakın arkadaşı şüphesiz 3po’dur, biraz pimpirikli, biraz korkak, biraz da çok konuşsa da, çok iyi bir hizmetkardır ve negatif özellikleri sadece kullanılmak üzere olduğu alanların dışındaki olaylarda ortaya çıkar, esasen 6 milyon dili akıcı şekilde konuşabilen 3po, becerikli hizmetkar, zorraki kahraman ve iyi bir dosttur =)

A Hitchhiker's Guide To The Galaxy

Marvin

Bir otostopçunun galaksi rehberini bildiyseniz, Marvin sizin vazgeçilmezinin olmalı, öyle depresif, öyle bunalımdaki, kıyamam ya kafası da o kadar büyük ki ve herşeyden o kadar şikayetçi ki, naapsın ey okuyucu, eheh, naapsın ki işte bu marvin robot kişisi, çok mutsuz, ama çok iyi dost, dürüst kanka, he biraz çok söyleniyor, çok şikayeti var, hatta filmde bi sahnede, empati silahıyla karşısındaki kötü yarantıkları vurduğunda, hiçbiri onun depresifliğini taşıyamadı, hepsi yerlere düştüler, intihar edenler oldu, eheheh, düşünün ne ağır yükü eheh =))

stormtrooper

StormTrooper

bu robotlar yine starwars evreninin bir parçası olup, genelde karanlık tarafa geçen eski jedi’lerin emrinde jedilere saldırırlar, Han Solo olsun, Luke olsun, Anakin olsun her an bu robotlarla burun buruna gelirler, ışın tabancalarıyla dövüşmeye çalışan bu robotlar beceriksiz ve düşük seviyede zekaya sahiptirler, üstelik de sevimsizlerdir biraz evet, ama severiz, stormtrooper iyidir, ekşındır, güzeldir =)

optimusprime

Optimus Prime

Transformers da bulunan çok kahraman çok şahane olan bu robotta bir liderin bütün özellikleri bulunur, yiğittir, hızlı dönüşür, pratik düşünür, düşmanı altetmek için dayanılmaz bi istek duyar, esasen optimus prime candır, hep olsundur =)

walle_eve

Wall-e & Eve

Ailemizin robotları evet, fanı olduğumuz, çöp sıkıştırmacı robot Wall-e ile sevdiği gadın robot Eve, aşklarını yaşamak için bütün galaksiyi mekan olarak kullanmaktan çekinmezler, bu ikiliyi izlemek insanı çok mutlu ediyor, candır canandır bu ikisi evet, yaa evlat isteği wall-e gibi çocuum olsun istiyorum ya, böle bi üçgen bakış, böle bi manitacılık, efendim yalnızlık çekme yok, öyle sevimli, böyle romantik, hemen teybine basıyo önüne astığı bi romantik şarkı çalmalar felan bi böyle dünya sevimlisi kıroluklar yapmacalar, hele bi de hamam böceği var ya arkadaşı, hey allahım ya, Eve de çok güzel ki, evet öle =)

t-1000

T-1000

Şimdi bütün robotları sayıp T-1000’i saymazsam ayıp etmez miyim ki sizce de, ne dersiniz, Terminatör serisin gördüğü gelmiş geçmiş en karizmatik robottur kendisi kanımca, daha sahneye adım atar atmaz inanılmaz gergin bi müzük çalmaya başlar, dı dıt dıt dı dıv diye ve saklanmanız gerekebilir, bence esasen amaçları doğrultusunda ilerleyen 10 numara bi robottur kendisi, o olmazsa naapardık bilmiyorum, keep your friens close, keep your enemy closer 😉

robocop

Robocop

çocukluğumuzdan beri süper polis robokop bizi suçlulara karşı korudu, kendimizi güvende hissettik, o olmasaydı bugün sokaklarda daha çok terör daha çok şiddet olurdu, ölümcül bir yaralanmanın sonucunda robot haline dönüştürülen sadık ve yetenekli polisimiz robocopla birlikte maceradan maceraya koştuk evet =)

bsg_cylon_robot

Cylon Centurionlar

bişiy dicem ki bence bu Centurionlar gördüğüm en korkunç robotlardan evet, öyle korkutucular ki, yürüyolar ya böle, silahlarını çıkarıp insanlara doğru uff kesin kaçmak gerekiyo onlardan, Battlestar Galactica’da 4.5. sezona kadar pek de fazla akıllı sayılmayan bu robot kardeşlerimiz, o sezona doğru bilinçlerinin açılmasıyla ayaklandırlar, ve sürekli herşeyi kendilerine yaptıran saylonlara bile karşı çıkar pozisyona geldiler, e fizik kuvvet de var, bakalım, bi de böyle maskesini vermişlerdi böyle bu robotların, evde takıp takıp gezmiştim, çok eğlenmiştim negsel bişiy=))

number-six

Number Six

Robotta şu ana kadar gelinmiş son nokta olarak gördüğüm bu Cylon Modelimiz, ürkütücü güzellikteki bir kadın oyuncumuz tarafından canlandırılıyor evet, üst derisi tamamen insana benziyor, hatta bazı cylonlar kendilerinin robot olduğunu bile bilmiyor, esasen bazı hisler dışında kişinin cylon olduğunu anlamak bile pek mümkün görünmüyor, çok başarılı numaralandırılmış Cylon modellerinin içinde ise en beğendiğimiz robot 6 numaralı olan evet kesin, hatta oyuncunun anlattığına göre alışveriş yaparken Cylon rolnde olduğunu analyan kişiler gerçek hayatta kendisinden ürkerek kaçıyorlarmış, oysa robot candır, kaçmayın efenim cık cık =)

f

Arkadaşlar her sene olduğu gibi bu sene de adım adım festival zamanına yaklaşıyoruz, en sevdiğimiz festivallerden olan !f’in keyfi ise çok başkadır… 12 Şubatta başlayacak olan 8. Uluslararası Bağımsız film Festivalinin filmleri ve gösterim tarihleri burada http://2009.ifistanbul.com/ . Birsürü harika film var, oscar adaylığı olan filmlerin galaları da yine bu festivalde, hepsine tek tek bakıp kendi listemi oluşturmuş olmakla birlikte, bilet alımları esnasında oluşan sıra gerçeğinden fazlasıyla haberdar olduğum için de, gitmek istediğim ama gitmeyi başarıp başaramayacağımı bilmediğim filmleri listeleyip aşşağıya yazıyorum, siz de koşun gelin, birlikte izleyelim, noolcekki, buyrun ;

13 Şubat Cuma:  Sauna: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması:  Fantastik filmler başlığı altında gösterime sunulacak bu film Antti-Jussi Annila adlı yönetmenin elinden çıkma. İki kardeş olan Eric ve Knut’un (biri deneyimli bir asker diğeri de iyi bir haritacı olan) savaş sonrası bir komisyonla sınır belirlemek üzerine çıktığı yolda fantastik kayboluşlarını anlatır. Grup Tanrının unuttuğu bir bataklıkta saunası olan bir köye varır. Kir, iki şey birbirine dokunduğunda arda kalan izdir. Yani aslında tüm anılarımızı oluşturan maddedir.

14 Şubat C.tesi: Beatiful Losers: 17.30 Beyoğlu AFM Fitaş: Senden Başka başlığı altında gösterime sunulacak bu film Aaron Rose adlı esasen küratör bir kişinin ellerinden bize sunuluyor. Güzel Kaybedenler bir kuşağın en etkili kültürel hareketlerinden birinin ardındaki heyecanın ve ruhun bir kutlaması niteliğinde.”

sky_crawlers_

14 Şubat C.tesi : The Sky Crowles: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: Sukai Kurora’nın yönetmenliğinde çekilen anime oldukça fazla ödül almış. “Tanıdık ve alışılmadık manzaraların birleştiği modern bir dünyada geçen filmde, hafızaları bomboş olan Kildren’ler, hiçbir zaman büyümeyen çocuklardır. Çatışmalarda öldürülmedikleri sürece donuk bir ergenliği sonsuza dek yaşamaya mahkum olan bu insan ırkından savaşçı pilotlar; dünyanın, herçek savaşları uzakta tutmak adına ihtiyaç duyduğu “savaş” oyununu oynayarak Avrupalıları gökteki çatışmalarıyla eğlendirmek için işe alınmışlardır.”

tokyo_new_1

15 Şubat Pazar: Tokyo: Bong Joon-Hoo, Leox Carax, Michel Gondry bizlere Tokyoda geçen 3 şahane öykü anlatıyor. Yaratık filminden tanıdığımız Bong Joon Hoo Tokyo sallanıyor adlı ilk öyüde; Hikikomori adı verilen ve hiç evine treketmeyen birinin deprem anında evine gelen ve bayılan pizzacı kıza aşık olması ve kızın evi terketmesiyle oluşan garip yönlerden bahsediyor. Leox Carax (Köprü Üstü Aşıkları) Bok’ta ise bizlere, Kanalizasyonlarda yaşayan ve Tokyo kentine anlaşılmaz hareketlerle karmaşa salan bir adamı anlatıyor. Michel Gondry (Rüya Bilmecesi, Eternal sunshine of the Spotless Mind)  ise İç Mimari ile bize, hayali film çekmek olan Hiroko’nun hayatının yavaş yavaş kontrolünü kaybetmesini anlatıyor, bir sabah uyandığında göğsünde bir boşluk olduğunu farkeden Hiroko, sarpa saran bişiyler olduğunu farkediyor.

15 Şubat Pazar: Lynch: Behind The Curtain: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: David Lynch son eseri Inland Empire’ı çekerken, iki yıl boyunca kaydedilen 700 saatin üzerinde görüntünün kurgulanmasından oluşan film, Lynch’in yaratıcı sürecinin yakından bir portresi. Lynch fikirlerin güzelliğini keşfederken, biz de onunla birlikte, onun benzersiz sinemasal vizyonunu belirleyen soyutluğun içinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Yönettiği birsürü filmin nasıl oluştuğu üzerine belki de ipucu verecek olan bu belgesel tarzındaki film, kaçırılacak gibi değil, koşun Lynch heyranları, kime diyorum pişttt =)

16 Şubat P.tesi: The Sky Crawlers: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması

17 Şubat Salı: Religulous: 15.00 Beyoğlu Emek Sineması: Seinfeld’den tanıdığımız Larry Charles Tanrı üzerine sohbetler edildiği ilginç ve komik bir filme imza atmış, bakalım neler demiş =)

franklyn

17 Şubat Salı: Franklyn: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: Fantastik filmler bölümünde Gerald McMorrow’un yönetmenliğinde gösterilecek olan Franklyn Günümüz Londra’sı ile hayali gelecekteki, inanç ve dini fanatizmin hüküm sürdüğü tekdüze bir metropol olan Meanwhile City. Körfez Savaşı gazisi, dini bütün Esser, Londra’nın evsizlerin hükmündeki karanlık sokaklarında kayıp asi oğlunu aramaktadır. Otuzlarındaki Milo, gerçek aşkın saf ve güçlü duygularına tekrar sahip olmak için çabalayıp durmaktadır. Çekici ve yaralı güzel sanatlar öğrencisi Emilia, hayat ve ölümü ayıran ince çizgide gidip gelen intihar konulu sanat projeleri üretmektedir. Şehrin tek ateisti, başına buyruk maskeli detektif Preest sokaklarda intikam peşindedir. Tek bir kurşun, bu dört kayıp ruhun kaderini beklenmedik bir şekilde belirleyecektir.

18 Şubat Çarşamba: The Pleasure of Being Robbed: 13.oo Beyoğlu Fitaş AFM: Hepimiz doğuştan depresifiz; kendimizi ne kadar meşgul edebiliyoruz, işte tüm olay bu sloganıyla Amerika’dan yeniler bölümünde gösterilecek olan filmde; New York’ta yaşayan Eleonore her yerde, yabancıların çantalarında bile bir şeyler arıyor. İnsanlar çantalarından çalınanları fark edince, yani Eleonore’un işi bitince, yüzlerinde acı bir gülümseme ile kalakalıyorlar. Soyulmanın Hazzı, en acı verici ve en güzel, en üzücü ve en komik, gerçek ve gerçeküstü, hasıraltı edilen ve dışavurulan yanlarıyla yalnızlığın bir portresi. Ve bir not, yönetmen Joshua Safdie 84 doğumlu=)

19 Şubat Perşembe: Back Soon:  15.00 Beyoğlu Emek  Sineması: Kuzey Işıkları adı altında gösterilen film; Anna Hallgrimsdottir iki oğluyla beraber Reykjavik’te yaşıyor. İzlanda’nın soğuğundan bunalmış, işini devredip yurtdışına çıkmaya karar veriyor. İşi, yani esrar satmak, çok kazandıran bir iş ve o da bunu iyi bir ücret karşılığında devretmek istiyor… İşi -ve tabii cep telefonunu, keza müşterileri ona bu cepten ulaşıyorlar- devredeceği uyuşturucu satıcısı 48 saat içinde parayı hazır edeceğini söyler. Bu sırada Anna İzlanda’ya has her türlü aile meselesi ile uğraşır; mutfağı, günlük yeşilliklerini almayı beklerken partileyen müşteri/arkadaşları ile dolar taşar.

a_zona_01

19 Şubat Perşembe: Uprise: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Sandro Aguilar yönetmenliğindeki film; Birini kaybettiğimizde, boş kalan alanlarda bizi duvarlarla bir yapan ortak bir vicdan belirir cümlesiyle açılan Keşif filmleri içinde gösterilecek filmde, her karakter bir sevdiğini kaybetmenin ruh hali içindedir. Bir zamanlar babasının yaşadığı apartman dairesinin boşluğuna alışmaya çalışan bir adam. Gözlerden uzak bir köyde geri dönmeyecek kocasının yolunu gözleyen hamile bir kadın. Yüreklerini ağırlaştıran hüzünleri ve kasvetli duruşları, bu insanlara sanki anestezi altındalarmış havası veriyor: Aksak ilerliyorlar, dinlenecek bir yer arar gibiler. Bu yoğun yalnızlık hissi titizlikle kurgulanmış müzikle birleşiyor. Diyalog az, sesler ise ancak gerektiği kadar.

20 Şubat Cuma: Better Things: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Keş!f filmleri adı altında gösterilecek olan filmde, Gail’ın agorafobisi onu içeriye, aşk romanları okuyarak kendini kaybettiği, anneannesi ile paylaştığı eve hapsediyor. Bu iki kadın ufak adımlarla birbirleriyle yakınlaşmaya çabalıyorlar. Rob kız arkadaşını kaybetmiş olmakla başa çıkmaya çalışıyor. Gladwin çifti, 60 yıllık beraberliklerinde bir dönüm noktasına gelmişler: Senelerce konuşulmayan gerçekler aralarında bir duvar örmüş bulunmakta. Sevgisinde sadık Bayan Gladwin küçük hareketleriyle bu durumu ikisi için de aşmaya çalışıyor. Film Duana Hopins yönetmenliğinde karşımıza çıkıyor.

21 Şubat C.tesi: Afterschool: 12.30 Beyoğlu Emek Sineması: Bir ilk film niteliğinde olan Afterschool yine Keş!f başlığı altında gösterilecek. !984 doğumlu Antonio Campos filmde bizlere, ölümün kurgusallığının çözümlenmeye çalışıldıkça tehlikeli bir hal alacağından bahsediyor. Robert, Amerika’nın Doğu yakasının seçkin liselerinden birinde okumaktadır. Çekingen ve içine kapanıktır; zamanının büyük çoğunluğunu nette porno sitelerinde gezinerek ve “gerçek gibi görünen şeylerin” kliplerini izleyerek geçirir. Bir gün ortalıkta dolanırken kazara iki genç sınıf arkadaşının trajik ölümüne kamerasıyla tanıklık eder. Okul yönetimi, öğrencilerin bu olayın şokunu atlatmalarını hızlandırmak amacıyla, ölen iki kızın anısına bir video hazırlanmasını uygun görür. Ancak bu görev hem öğrencileri hem de öğretmenleri huzursuz ve paranoyak bir ruh haline iter.

baghead-poster

22 Şubat Pazar: Baghead: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Duplass Kardeşlerin yönetmenliğinde amerika’dan yeniler başlığı altında gösterilecek olan film, “Kafasına kese kağıdından torba geçirmiş bir adamı” konu alan komik, samimi, sempatik ve evet, biraz da korkunç bir film. Arkadaşlarının bir filminin başarısından esinlenen dört arkadaş haftasonunu geçirmek üzere ormanda bir eve kapanırlar. Amaç, ortada fazla bir fikir olmasa da, hepsinin önemli rollere soyunduğu, onları ünlü yapacak bir şaheser yazmaktır. Oraya vardıklarında, tahmin edileceği üzere, aralarında aşk ve arzu filizlenmeye başlar ve karakterlerden biri ormanda kafasına kese kağıdı geçirmiş bir adam gördüğünü iddia eder.

Tabiki biletleri alabilmenin nasıl eziyetlere dönüştüğünü hepimiz biliyoruz, Elif’le bi dönem kafamız ataş yağdığını düşünmek hatırlamak bile istemiyorum ki aa bakın yine hatırladım eheh, şimdi biletler bi alana bi bedava, o yüzden koşun, gelin, eklemlenelim, ucuza film izleyelim, hem de çok güzeller, bilet sırasına da birlikte girelim hatta eheh, böyle de çıkarım var blogdan, bildiğin davetler ediyorum, neyse işte, heyecanlıyım bi de şöyle diyor sitede; !f Istanbul festival biletleri 1 Şubat’ta http://www.mybilet.com üzerinden ön satışta, 7 Şubat tarihinden itibaren Beyoğlu AFM Fitaş, AFM İstinyePark, AFM Caddebostan Budak, Beyoğlu Emek Sinemaları gişelerinde ve Capacity AVM, Cevahir AVM, Profilo AVM, Kanyon AVM, Erenköy, Ümraniye, Nişantaşı, Beyoğlu D&R’larda.

Şimdi böyle günlerdir dinliyorum evet Emily Wells, hayır daha yazmayacaktım, tüm şarkıları, isimlerini sözlerini iyice bir sindirecektim, başka şeylerle birlikte yazacaktım vs. ama yani nasıl bir albüm bu dinlediğim My Tin Car diye bir şarkı var örneğin tam da en güzeli Waltz of The Dearly Beloved derken, bu daha mı güzel ne (piyano tuşları kelebekler gibi uçuşuyor, keman seslerine karışıyor, beni bile şair edicek cidden) yoksa View from a Blind Eye mı, neler oluyor bana bilmiyorum, tam da son albümü harkulade derken (ki bu kelimeyi yazabiliyorum asla söyleyemiyorum, aslında doğru yazdığımdan bile emin değilim bu kelime beni ağzımdan kaçıvericek diye ürkütüyor ) bu Beatiful Sleepyhead and The Laughing Yaks(2006) (şöyle bir site buldum tıklayınca dinlenebiliyo galiba tıklayın ) albümü kulaklarımı tüm diğer melodilere kapadı, günlerdir doymamamacasına dinliyorum noolcek ki benim halim… Peki ya son albümü, The Symphonies, Dreams, Memories &Parties, Syphony 2 ve 6, inanılır gibi değil evet, ya cidden bulup dinleyin hak verceksiniz, bi de sözleri yazalım azıcık;

Waltz of the Dearly Beloved

You’re my desert, the line between the sky
and where the world gets solid
and willing to divide
I corner you in the bedroom
I find you at the sink
I picture you in the morning
I reach for you in my sleep

I was in love, with the sky it’s like a drug
I was in love, with my window at twilight

In the back room of my memory
Lives a small boy stocking shelves
of numbered periodicals,
and the dreams I don’t write down
got a typist on the bottle,
my stock boy only twelve
and dozing in the showroom
my many other selves

I was love with the sound of it all
I was in love, with not knowing, anything at all

I was in love, with the sky it’s quite a high
I was in love, with my window at twilight
I was love with the sound of it all
I was in love, with not knowing, anything at all

Emily Wells

My Tin Car

I got a car it’s made of tin
nobody knows what shape it’s in
but I’d like to take you for a ride
when we go, well I’ll drive real slow
when the wizzes by I want you to know
I want you, to know it

How’d you ever know how to hurt me?
How’d you ever know how to love?
How’d you ever get so wild?
How’d you ever get so tough?

So how ‘bout it you ready to go?
We’ll ride through the night to your rock n roll tapes
and hey,
will you be singin’
I know I know we’re all made of dust
but in the mean time I really feel so much
I mean really
I feel some thing
I mean really

candyman1

Ülkemizde yanılmıyorsam Şeker Adamın Laneti olarak kanal kanal gösterilen bu film bi dönem hepimizin kabusu haline gelmişti, başrol oyuncusundan (Tony Todd) mı korkalım, Clive Barker’ın hikayesinden mi korkalım, yoksa filmde kullanılan bence zamanın ötsinde görsel efektlerden mi korkalım karar verememiştik, ama ben çocukluğumdan bu yana uzun yıllar boyunca Tony Todd’dan ve de 3 kere şeker adam demekten ölesiye korktum. Lanet buydu evet, ama aslında 5 kere Candyman deyince işte bu adam geliveriyordu gece yanımıza, vücudundan ağzından çıkan adeta fışkıran arıları üstümüze salıyor, karşısına çıkan kim olursa öldürüyordu sağ elindeki kancasıyla.

Hikayemiz bu zenci adamın resim yapmaktaki ustalığıyla başlar, zengin bir adamın kızının tablosunu yaparken ona aşık olmasıyla başlar, o zamanki ırkçı düşüncelerin de etkisiyle iyice kafası atan kız babası da kıznın hamile kaldığını da öğrenince adamı öldürmek üzere acımasız girişimlerde bulunur, acı içinde öldürülen bu adama bir çocuk tarafından yanılmıyorsam üzerine konan arıları gördüğü zaman candyman ismi takılır…

İntikam için seri cinayetlerle geri dönen bu adamın efsanesi tüm şehirde anlatılmaktadır, meraktan da olsa aynaya karşı 5 kere Candyman diye seslenen bi kişi bu devasa ve ürkütücü adamla yüzyüze gelir, adam onu neden öldürdüğünü kendisini çağıran kişiye anlatır ve sahne kan revan içinde biter…

candy2a

90’ların güzel sayılabilecek beni izlediğim zaman korkudan öldüren bu filmiyle tanıdım Şeker Adam karakterini. İri yarı, afro-amerikan uzun ve de kilolu sayılabilecek bu öfkeli adam birçok korku filminde daha oynayıp hafızalarımıza da kazınmadı değil…

Tony Todd oyuncusu hakkında ne oldu da böyle birşey yazma gereksinimi duydum peki diye sorulacak olursa da birazdan anlatacağım The man From Earth filmindeki performansıyla karşılaştığım için diyebilirim size. Meğer bu adamı ne kadar da yanlış tanımışız, o nasıl bir Gandalf’ı bile Sir Ian McKellen’i bile ikiye katlayacak güzellikte sestir, o ne güsel diksiyondur, mükemmel, film boyunca da durmadan süper konuşmalar açıyor meraklı Tony’miz, izlemenizi şiddetle tavsiye eder, Elife de katkılarından dolayı Special Thanks etmeyi bir borç bilirim kendime… ve işte The Man From Earth’den Dan karakteriyle Tony Todd…

66982701fq61


Philiser

Serbest Çağrışım Engellenemez... Marks'tan ve Engels'ten tam bağımsız olarak oluşturulan bu blog manifestosu, bir bardak kahve, bir dilim pasta eşliğinde yürürlüğe girmeyi beklemektedir. Sonuçta gökkuşağının altından çok atlar geçecektir, hipopotamlar ise her zaman çok vahşi olmayı sürdürecektir.
Blog yukarıdaki zeminden aldığı hareketle daireler çizerek bir dertler anlatır. dinleyiniz..

Twitter

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Ekim 2017
P S Ç P C C P
« Mar    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031