philiser’s Blog

Archive for the ‘sinema’ Category

kaynakpg2

Darren Aranovsky’nin yönetmiş olduğu bu filmi bu kadar geç izlemiş olmamın nedeni biraz da festival biletlerimin işlerim dolayısıyla yanmasından ötürüdür. Yönetmenimizi Pi, Requem For A Dream, The Wrestler filmlerinden hatırlayabiliriz hemence, hatta dedikodu yapmak gibi olmasın ama 2010 yılında bir de Robocop çekme kararı almış yönetmenimiz, ayrıntılar konuşuldukça buradan duyuracağım.

Filmde Hugh Jackman ve Rachel Weisz hemen dikkatimizi çeken oyuncular oluyor. zaten film süresi boyunca genelde ikisine odaklanıyoruz ama başrolde her zaman izzy’nin fısıltı halinde “Finish it!” diye ısrarladığı hikaye var. Filmimiz 3 hikaye şeklinde izleyicilere aktarılıyor. Öncelikli olarak saçlarını kazıtmış bir Hugh Jackman görüyoruz ve onun bir ağacın dibinde meditasyon yapmasına bakıyoruz. ağaç oldukça yaşlı ve enteresan geliyor gözümüze, Tommy ağaçla konuşuyor, çok az kaldı dayan diyor, burası dünya değil yıldızlarla çevrili uzayda biryer. Bunu anlamıyoruz, derken hemen arkasında, beyaz kar kıyafetleriyle izzy beliriveriyor ve ona, yılın ilk karı yağıyor, hadi benimle gel diyor, tommy gelemeyeceğini belirtiyor, izzy’nin ısrarları fayda etmiyor.Bu sırada hugh jackman’ın saçlarının uzadığına şahit oluyorz, mekan ise hastane koridorları ve izzy yine kar kıyafetleriyle ve dışarıya çıkıyor, tommy’nin doktor olduğunu birazdan gireceği bir ameliyatta anlıyoruz, özenle ameliyat ettikleri şey bir maymun, derken Tommy’nin aklına önceden hazırlmış oldukları bir ağacın özünden oluşan formülü bir başkasıyla karıştırmak geliyor ve bunu maymuna enjekte ediyorlar. sonraki sahnelerde ise izzy’nin beyninde ölümcül bir tümor  olduğunu ve tommy’nin bu tümörü küçültmek adına bir takım formüllerle uğraştığını görüyoruz. Bir yandan da ortaçağ İspanya’sında bir prensesin (yine Rachel Weisz) adamlarını (liderleri Hugh Jackman) hayat ağacını bulmaya yolladığını ve engizisyondan kaçmak için tek çarenin ölümsüzlük olduğunu söylediğini duyuyoruz.

fountain

Tüm bunlar olurken izzy ve tommynin birbirlerine olan tutkularını, izzy’nin ölümün anlamını çözmesini ve tommy’nin bunu kabullenememesini izliyoruz. İspanyada geçen hikayenin ise izzy’nin kitabının bölümleri olduğunu yavaş yavaş farkediyorz. kitabın son bölümünü kocasının yazması için boş bırakan izzy, zaman zaman bir hayal şeklinde, fısıltıyla tommy’e “finish it” diyor. tommy ise “nasıl biteceğini bilmiyorum” diye cevaplıyor, izzy ise “biliyorsun” diyor.

görüntülerin inanılmaz bir akıcılıkla gözümüzün önünden geçtiği adeta kadife tonlarına olan bu filme eşşiz güzellikte müzikler eşlik ediyor. Hugh Jackman’in da oyunculuğunun güzelliğinden bahsetmeden geçemeyeceğim, öyle sade öyle doğal ki, hemen hikayenin içine kayıveriyor, 3 ayrı hikayeye de kayıtsız kalamıyorsunuz. bazen ters bazen de düz ama karmaşık açılarla filmi bizlere aktaran Darren Aranovsky’nin bence son yıllarda yapmış olduğu en iyi çalışma bu film. Filmin sonuyla ilgili spoiler vermek istemiyorum, herkesin izlemesi görmesi gerekiyor ama, geçekten öyle çok beğendim ki, beğenimi sözlerle anlatabilmek oldukça zor. bir daha ve bir daha izledim evet, sizlere de tavsiye ediyorum, elif ve mehmet’e de bana ısrar ettikleri için teşkkürü borç bilirim efendim…

thefountain7

çok seviyorum evet, ne robotlar geldi, ne robotlar geçti esasen şu beyaz perdeden değil mi, azıcık bir göz atalım, sizlere ilk son, ortanca gibi gözağrılarım olan robotlardan bahsedeyim buyrun, bi de okurken flight of the conchords adlı gruptan robots şarkısını dinlemenizi tavsiyelerim, çok şahane =)

r2-d2

r2d2

Starwars serisinin kahraman olduğu kadar dost canlısı, bilgisayardan çok iyi anlayan bu sevimli robotu, konuşmaz, sadece bir takım ıslıkımsı sesler çıkararak iletişim kurar ama biri konuştuğunda da söylenenleri gayet iyi anlar, hem Luke’a hem de Anakin’e yaverlik yapmıştır uzun yıllar, yeni modelleri çıkmış olsa bile Starwars evreninde hemen her kahraman er ya da gadın kişi, r2d2’ya ihtiyaç duyar, çok becerikli bir uçuş arkdaşı, duygusal ve iyi bir kankadır =))

3po1

3po

r2d2’nun en yakın arkadaşı şüphesiz 3po’dur, biraz pimpirikli, biraz korkak, biraz da çok konuşsa da, çok iyi bir hizmetkardır ve negatif özellikleri sadece kullanılmak üzere olduğu alanların dışındaki olaylarda ortaya çıkar, esasen 6 milyon dili akıcı şekilde konuşabilen 3po, becerikli hizmetkar, zorraki kahraman ve iyi bir dosttur =)

A Hitchhiker's Guide To The Galaxy

Marvin

Bir otostopçunun galaksi rehberini bildiyseniz, Marvin sizin vazgeçilmezinin olmalı, öyle depresif, öyle bunalımdaki, kıyamam ya kafası da o kadar büyük ki ve herşeyden o kadar şikayetçi ki, naapsın ey okuyucu, eheh, naapsın ki işte bu marvin robot kişisi, çok mutsuz, ama çok iyi dost, dürüst kanka, he biraz çok söyleniyor, çok şikayeti var, hatta filmde bi sahnede, empati silahıyla karşısındaki kötü yarantıkları vurduğunda, hiçbiri onun depresifliğini taşıyamadı, hepsi yerlere düştüler, intihar edenler oldu, eheheh, düşünün ne ağır yükü eheh =))

stormtrooper

StormTrooper

bu robotlar yine starwars evreninin bir parçası olup, genelde karanlık tarafa geçen eski jedi’lerin emrinde jedilere saldırırlar, Han Solo olsun, Luke olsun, Anakin olsun her an bu robotlarla burun buruna gelirler, ışın tabancalarıyla dövüşmeye çalışan bu robotlar beceriksiz ve düşük seviyede zekaya sahiptirler, üstelik de sevimsizlerdir biraz evet, ama severiz, stormtrooper iyidir, ekşındır, güzeldir =)

optimusprime

Optimus Prime

Transformers da bulunan çok kahraman çok şahane olan bu robotta bir liderin bütün özellikleri bulunur, yiğittir, hızlı dönüşür, pratik düşünür, düşmanı altetmek için dayanılmaz bi istek duyar, esasen optimus prime candır, hep olsundur =)

walle_eve

Wall-e & Eve

Ailemizin robotları evet, fanı olduğumuz, çöp sıkıştırmacı robot Wall-e ile sevdiği gadın robot Eve, aşklarını yaşamak için bütün galaksiyi mekan olarak kullanmaktan çekinmezler, bu ikiliyi izlemek insanı çok mutlu ediyor, candır canandır bu ikisi evet, yaa evlat isteği wall-e gibi çocuum olsun istiyorum ya, böle bi üçgen bakış, böle bi manitacılık, efendim yalnızlık çekme yok, öyle sevimli, böyle romantik, hemen teybine basıyo önüne astığı bi romantik şarkı çalmalar felan bi böyle dünya sevimlisi kıroluklar yapmacalar, hele bi de hamam böceği var ya arkadaşı, hey allahım ya, Eve de çok güzel ki, evet öle =)

t-1000

T-1000

Şimdi bütün robotları sayıp T-1000’i saymazsam ayıp etmez miyim ki sizce de, ne dersiniz, Terminatör serisin gördüğü gelmiş geçmiş en karizmatik robottur kendisi kanımca, daha sahneye adım atar atmaz inanılmaz gergin bi müzük çalmaya başlar, dı dıt dıt dı dıv diye ve saklanmanız gerekebilir, bence esasen amaçları doğrultusunda ilerleyen 10 numara bi robottur kendisi, o olmazsa naapardık bilmiyorum, keep your friens close, keep your enemy closer😉

robocop

Robocop

çocukluğumuzdan beri süper polis robokop bizi suçlulara karşı korudu, kendimizi güvende hissettik, o olmasaydı bugün sokaklarda daha çok terör daha çok şiddet olurdu, ölümcül bir yaralanmanın sonucunda robot haline dönüştürülen sadık ve yetenekli polisimiz robocopla birlikte maceradan maceraya koştuk evet =)

bsg_cylon_robot

Cylon Centurionlar

bişiy dicem ki bence bu Centurionlar gördüğüm en korkunç robotlardan evet, öyle korkutucular ki, yürüyolar ya böle, silahlarını çıkarıp insanlara doğru uff kesin kaçmak gerekiyo onlardan, Battlestar Galactica’da 4.5. sezona kadar pek de fazla akıllı sayılmayan bu robot kardeşlerimiz, o sezona doğru bilinçlerinin açılmasıyla ayaklandırlar, ve sürekli herşeyi kendilerine yaptıran saylonlara bile karşı çıkar pozisyona geldiler, e fizik kuvvet de var, bakalım, bi de böyle maskesini vermişlerdi böyle bu robotların, evde takıp takıp gezmiştim, çok eğlenmiştim negsel bişiy=))

number-six

Number Six

Robotta şu ana kadar gelinmiş son nokta olarak gördüğüm bu Cylon Modelimiz, ürkütücü güzellikteki bir kadın oyuncumuz tarafından canlandırılıyor evet, üst derisi tamamen insana benziyor, hatta bazı cylonlar kendilerinin robot olduğunu bile bilmiyor, esasen bazı hisler dışında kişinin cylon olduğunu anlamak bile pek mümkün görünmüyor, çok başarılı numaralandırılmış Cylon modellerinin içinde ise en beğendiğimiz robot 6 numaralı olan evet kesin, hatta oyuncunun anlattığına göre alışveriş yaparken Cylon rolnde olduğunu analyan kişiler gerçek hayatta kendisinden ürkerek kaçıyorlarmış, oysa robot candır, kaçmayın efenim cık cık =)

f

Arkadaşlar her sene olduğu gibi bu sene de adım adım festival zamanına yaklaşıyoruz, en sevdiğimiz festivallerden olan !f’in keyfi ise çok başkadır… 12 Şubatta başlayacak olan 8. Uluslararası Bağımsız film Festivalinin filmleri ve gösterim tarihleri burada http://2009.ifistanbul.com/ . Birsürü harika film var, oscar adaylığı olan filmlerin galaları da yine bu festivalde, hepsine tek tek bakıp kendi listemi oluşturmuş olmakla birlikte, bilet alımları esnasında oluşan sıra gerçeğinden fazlasıyla haberdar olduğum için de, gitmek istediğim ama gitmeyi başarıp başaramayacağımı bilmediğim filmleri listeleyip aşşağıya yazıyorum, siz de koşun gelin, birlikte izleyelim, noolcekki, buyrun ;

13 Şubat Cuma:  Sauna: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması:  Fantastik filmler başlığı altında gösterime sunulacak bu film Antti-Jussi Annila adlı yönetmenin elinden çıkma. İki kardeş olan Eric ve Knut’un (biri deneyimli bir asker diğeri de iyi bir haritacı olan) savaş sonrası bir komisyonla sınır belirlemek üzerine çıktığı yolda fantastik kayboluşlarını anlatır. Grup Tanrının unuttuğu bir bataklıkta saunası olan bir köye varır. Kir, iki şey birbirine dokunduğunda arda kalan izdir. Yani aslında tüm anılarımızı oluşturan maddedir.

14 Şubat C.tesi: Beatiful Losers: 17.30 Beyoğlu AFM Fitaş: Senden Başka başlığı altında gösterime sunulacak bu film Aaron Rose adlı esasen küratör bir kişinin ellerinden bize sunuluyor. Güzel Kaybedenler bir kuşağın en etkili kültürel hareketlerinden birinin ardındaki heyecanın ve ruhun bir kutlaması niteliğinde.”

sky_crawlers_

14 Şubat C.tesi : The Sky Crowles: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: Sukai Kurora’nın yönetmenliğinde çekilen anime oldukça fazla ödül almış. “Tanıdık ve alışılmadık manzaraların birleştiği modern bir dünyada geçen filmde, hafızaları bomboş olan Kildren’ler, hiçbir zaman büyümeyen çocuklardır. Çatışmalarda öldürülmedikleri sürece donuk bir ergenliği sonsuza dek yaşamaya mahkum olan bu insan ırkından savaşçı pilotlar; dünyanın, herçek savaşları uzakta tutmak adına ihtiyaç duyduğu “savaş” oyununu oynayarak Avrupalıları gökteki çatışmalarıyla eğlendirmek için işe alınmışlardır.”

tokyo_new_1

15 Şubat Pazar: Tokyo: Bong Joon-Hoo, Leox Carax, Michel Gondry bizlere Tokyoda geçen 3 şahane öykü anlatıyor. Yaratık filminden tanıdığımız Bong Joon Hoo Tokyo sallanıyor adlı ilk öyüde; Hikikomori adı verilen ve hiç evine treketmeyen birinin deprem anında evine gelen ve bayılan pizzacı kıza aşık olması ve kızın evi terketmesiyle oluşan garip yönlerden bahsediyor. Leox Carax (Köprü Üstü Aşıkları) Bok’ta ise bizlere, Kanalizasyonlarda yaşayan ve Tokyo kentine anlaşılmaz hareketlerle karmaşa salan bir adamı anlatıyor. Michel Gondry (Rüya Bilmecesi, Eternal sunshine of the Spotless Mind)  ise İç Mimari ile bize, hayali film çekmek olan Hiroko’nun hayatının yavaş yavaş kontrolünü kaybetmesini anlatıyor, bir sabah uyandığında göğsünde bir boşluk olduğunu farkeden Hiroko, sarpa saran bişiyler olduğunu farkediyor.

15 Şubat Pazar: Lynch: Behind The Curtain: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: David Lynch son eseri Inland Empire’ı çekerken, iki yıl boyunca kaydedilen 700 saatin üzerinde görüntünün kurgulanmasından oluşan film, Lynch’in yaratıcı sürecinin yakından bir portresi. Lynch fikirlerin güzelliğini keşfederken, biz de onunla birlikte, onun benzersiz sinemasal vizyonunu belirleyen soyutluğun içinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Yönettiği birsürü filmin nasıl oluştuğu üzerine belki de ipucu verecek olan bu belgesel tarzındaki film, kaçırılacak gibi değil, koşun Lynch heyranları, kime diyorum pişttt =)

16 Şubat P.tesi: The Sky Crawlers: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması

17 Şubat Salı: Religulous: 15.00 Beyoğlu Emek Sineması: Seinfeld’den tanıdığımız Larry Charles Tanrı üzerine sohbetler edildiği ilginç ve komik bir filme imza atmış, bakalım neler demiş =)

franklyn

17 Şubat Salı: Franklyn: 19.00 Beyoğlu Emek Sineması: Fantastik filmler bölümünde Gerald McMorrow’un yönetmenliğinde gösterilecek olan Franklyn Günümüz Londra’sı ile hayali gelecekteki, inanç ve dini fanatizmin hüküm sürdüğü tekdüze bir metropol olan Meanwhile City. Körfez Savaşı gazisi, dini bütün Esser, Londra’nın evsizlerin hükmündeki karanlık sokaklarında kayıp asi oğlunu aramaktadır. Otuzlarındaki Milo, gerçek aşkın saf ve güçlü duygularına tekrar sahip olmak için çabalayıp durmaktadır. Çekici ve yaralı güzel sanatlar öğrencisi Emilia, hayat ve ölümü ayıran ince çizgide gidip gelen intihar konulu sanat projeleri üretmektedir. Şehrin tek ateisti, başına buyruk maskeli detektif Preest sokaklarda intikam peşindedir. Tek bir kurşun, bu dört kayıp ruhun kaderini beklenmedik bir şekilde belirleyecektir.

18 Şubat Çarşamba: The Pleasure of Being Robbed: 13.oo Beyoğlu Fitaş AFM: Hepimiz doğuştan depresifiz; kendimizi ne kadar meşgul edebiliyoruz, işte tüm olay bu sloganıyla Amerika’dan yeniler bölümünde gösterilecek olan filmde; New York’ta yaşayan Eleonore her yerde, yabancıların çantalarında bile bir şeyler arıyor. İnsanlar çantalarından çalınanları fark edince, yani Eleonore’un işi bitince, yüzlerinde acı bir gülümseme ile kalakalıyorlar. Soyulmanın Hazzı, en acı verici ve en güzel, en üzücü ve en komik, gerçek ve gerçeküstü, hasıraltı edilen ve dışavurulan yanlarıyla yalnızlığın bir portresi. Ve bir not, yönetmen Joshua Safdie 84 doğumlu=)

19 Şubat Perşembe: Back Soon:  15.00 Beyoğlu Emek  Sineması: Kuzey Işıkları adı altında gösterilen film; Anna Hallgrimsdottir iki oğluyla beraber Reykjavik’te yaşıyor. İzlanda’nın soğuğundan bunalmış, işini devredip yurtdışına çıkmaya karar veriyor. İşi, yani esrar satmak, çok kazandıran bir iş ve o da bunu iyi bir ücret karşılığında devretmek istiyor… İşi -ve tabii cep telefonunu, keza müşterileri ona bu cepten ulaşıyorlar- devredeceği uyuşturucu satıcısı 48 saat içinde parayı hazır edeceğini söyler. Bu sırada Anna İzlanda’ya has her türlü aile meselesi ile uğraşır; mutfağı, günlük yeşilliklerini almayı beklerken partileyen müşteri/arkadaşları ile dolar taşar.

a_zona_01

19 Şubat Perşembe: Uprise: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Sandro Aguilar yönetmenliğindeki film; Birini kaybettiğimizde, boş kalan alanlarda bizi duvarlarla bir yapan ortak bir vicdan belirir cümlesiyle açılan Keşif filmleri içinde gösterilecek filmde, her karakter bir sevdiğini kaybetmenin ruh hali içindedir. Bir zamanlar babasının yaşadığı apartman dairesinin boşluğuna alışmaya çalışan bir adam. Gözlerden uzak bir köyde geri dönmeyecek kocasının yolunu gözleyen hamile bir kadın. Yüreklerini ağırlaştıran hüzünleri ve kasvetli duruşları, bu insanlara sanki anestezi altındalarmış havası veriyor: Aksak ilerliyorlar, dinlenecek bir yer arar gibiler. Bu yoğun yalnızlık hissi titizlikle kurgulanmış müzikle birleşiyor. Diyalog az, sesler ise ancak gerektiği kadar.

20 Şubat Cuma: Better Things: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Keş!f filmleri adı altında gösterilecek olan filmde, Gail’ın agorafobisi onu içeriye, aşk romanları okuyarak kendini kaybettiği, anneannesi ile paylaştığı eve hapsediyor. Bu iki kadın ufak adımlarla birbirleriyle yakınlaşmaya çabalıyorlar. Rob kız arkadaşını kaybetmiş olmakla başa çıkmaya çalışıyor. Gladwin çifti, 60 yıllık beraberliklerinde bir dönüm noktasına gelmişler: Senelerce konuşulmayan gerçekler aralarında bir duvar örmüş bulunmakta. Sevgisinde sadık Bayan Gladwin küçük hareketleriyle bu durumu ikisi için de aşmaya çalışıyor. Film Duana Hopins yönetmenliğinde karşımıza çıkıyor.

21 Şubat C.tesi: Afterschool: 12.30 Beyoğlu Emek Sineması: Bir ilk film niteliğinde olan Afterschool yine Keş!f başlığı altında gösterilecek. !984 doğumlu Antonio Campos filmde bizlere, ölümün kurgusallığının çözümlenmeye çalışıldıkça tehlikeli bir hal alacağından bahsediyor. Robert, Amerika’nın Doğu yakasının seçkin liselerinden birinde okumaktadır. Çekingen ve içine kapanıktır; zamanının büyük çoğunluğunu nette porno sitelerinde gezinerek ve “gerçek gibi görünen şeylerin” kliplerini izleyerek geçirir. Bir gün ortalıkta dolanırken kazara iki genç sınıf arkadaşının trajik ölümüne kamerasıyla tanıklık eder. Okul yönetimi, öğrencilerin bu olayın şokunu atlatmalarını hızlandırmak amacıyla, ölen iki kızın anısına bir video hazırlanmasını uygun görür. Ancak bu görev hem öğrencileri hem de öğretmenleri huzursuz ve paranoyak bir ruh haline iter.

baghead-poster

22 Şubat Pazar: Baghead: 17.00 Beyoğlu Emek Sineması: Duplass Kardeşlerin yönetmenliğinde amerika’dan yeniler başlığı altında gösterilecek olan film, “Kafasına kese kağıdından torba geçirmiş bir adamı” konu alan komik, samimi, sempatik ve evet, biraz da korkunç bir film. Arkadaşlarının bir filminin başarısından esinlenen dört arkadaş haftasonunu geçirmek üzere ormanda bir eve kapanırlar. Amaç, ortada fazla bir fikir olmasa da, hepsinin önemli rollere soyunduğu, onları ünlü yapacak bir şaheser yazmaktır. Oraya vardıklarında, tahmin edileceği üzere, aralarında aşk ve arzu filizlenmeye başlar ve karakterlerden biri ormanda kafasına kese kağıdı geçirmiş bir adam gördüğünü iddia eder.

Tabiki biletleri alabilmenin nasıl eziyetlere dönüştüğünü hepimiz biliyoruz, Elif’le bi dönem kafamız ataş yağdığını düşünmek hatırlamak bile istemiyorum ki aa bakın yine hatırladım eheh, şimdi biletler bi alana bi bedava, o yüzden koşun, gelin, eklemlenelim, ucuza film izleyelim, hem de çok güzeller, bilet sırasına da birlikte girelim hatta eheh, böyle de çıkarım var blogdan, bildiğin davetler ediyorum, neyse işte, heyecanlıyım bi de şöyle diyor sitede; !f Istanbul festival biletleri 1 Şubat’ta http://www.mybilet.com üzerinden ön satışta, 7 Şubat tarihinden itibaren Beyoğlu AFM Fitaş, AFM İstinyePark, AFM Caddebostan Budak, Beyoğlu Emek Sinemaları gişelerinde ve Capacity AVM, Cevahir AVM, Profilo AVM, Kanyon AVM, Erenköy, Ümraniye, Nişantaşı, Beyoğlu D&R’larda.

Pek çoğumuzun da bildiği üzere Dexter ekranların en iyi kötü adamı olarak reklam edilip ekranlarımızda gösteriliyor. Sinema’da şiddetin izlerini sürecek olan bir tez konusu arayışındaydın ve Dexter en başından beri gözümün içine bakıyordu ama ben onu bir seçenek olarak görmemeyi tercih ediyordum, ama eliphd arkadaşım da neden olmasın deyince, bende  Dexter’dan başlayarak onu sevme sebeplerimizi aramaya girişip, seri katillerin sinemadaki tarihsel serüvenini, filmlerin gişelerini ve insanların bu filmler ve katiller üzerine olan düşüncelerini araştıracağım.

  • Dexter’ın geçmişi oldukça kısa anılarla anlatılıyor ama biz onun annesinin bir takım adamlara bulaştığını, ve Dexter’ın baba olarak bildiği polisin de yardımıyla bu adamlardan polise bilgi sızdırdığını biliyoruz. Sonunda polis kadını koruyamadı, o ve iki oğlu kötü adamların eline düştü, bu adamlar annelerini doğrarken çocukları da kadının kanlarının aktığı bir odaya kapatıılar ve bu çocuklar uzun süre o kanlarla aynı yerde kaldılar…
  • Hanibal Lecter, bu adam sinema tarihine belirgin bir iz bırakırken, hasılat rekorları kıran filmlerle de seri katillere olan ilgiyi arttırdı, yoksa ilgi zaten var mıydı, Hanibal Lecter’a ve 3’lemeye dikkatimi yoğunlaştıracağım…
  • Al Bundy, bu adamın etkileyici filmlerinden birini “Yanımdaki Düşman” yakın zamanda 4400’ün Jordan Coiller’ı tarafından oynanırken izledim, esrarengiz, suça meyilli olabilecek adamlar listemde ilk 10da bulunan Billy Campbell oldukça etkileyici bir performans sergilerken, kendi savunması sırasında kadınlardan bir fanatik grup edinmiş olması kendisine oldukça etkileyici ??*
  • Seven filminde ise Kevin Spacy, Morgan Freeman ve Brad Pitt’e karşı, bir kaç sahneden görmüş olsak da bu adamı, daha sonraki kariyerinde ilerlemesini sağlamış performansıyla aklımızda yer ediyor.
  • SORU: Anthony Hopkins, Kevin Spacy, John Malkovich, Billy Campbell, Charlize Theron, Michael C. Hall tarafından canlandırılan seri katiller özellikle zeki görünüşlü insanlar tarafından mı canlandırılıyor? Çoğunlukla orta yaşlı, ama güzel görünümlü, titiz, gizemli insanlar…
  • Jack the Ripper filminde gözümüzden kaçmayan çok şukela Bilbo Baggins kişisi Ian Holm ise bence öyle ürkütücüydü ki, film boyunca hem o olsun dedim içimden, hem de hep şüphe ettim, diğer adamlarla ismi anılması gereken bir başka kişi…
  • Bu insanlar neden bizi bu kadar ürkütüyorlar, kim bu insanlar, neden başka oyuncular değil de üstte isimlerini sıraladığım kişiler tarafından canlandırılmaları tercih edilmiş, neden Dexter’ı tutkuyla seviyoruz ve yakalanmasını istemiyoruz, tarihsel süreç bazında bu tür filmlere rağbetin artması bizim seri ktillerin toplumdaki varlığıyla nihayet yüzleştiğimizi mi gösteriyor, Michael C. Hall’un Dexter rolüyle sarfettiği bir tanımlama vardı kendiyle ilgili; ben ne insanım, ne de canavarım, ben tamamiyle yeni bir türüm, bu cümle hakikaten de bizim onları yeni bir tür olarak kabul etmemiz gerektiğine mi işaret ediyor ??? Peki The Stranger Besides Me filmindeki Ann Rule karakterinin ağzından 2003 yılında sorulan soru; Al Bundy doğuştan mı canavardı, yoksa sonradan mı oldu?, bizi ne kadar tedirgin ediyor?
  • İşte genel hatlarıyla yukarıdaki sorulara cevap bulmaya çalışacağım tezimde eğer kabul edilirse ve tüm bu sorular ekseninde 60’lardan itibaren seri katillerin sinemadaki izlerini arayacağım, kimlerin performansı ne tür filmlerle bize nasıl yansıtılmış bunları araştıracağım, her türlü katkıya açığım…
Etiketler:

Philiser

Serbest Çağrışım Engellenemez... Marks'tan ve Engels'ten tam bağımsız olarak oluşturulan bu blog manifestosu, bir bardak kahve, bir dilim pasta eşliğinde yürürlüğe girmeyi beklemektedir. Sonuçta gökkuşağının altından çok atlar geçecektir, hipopotamlar ise her zaman çok vahşi olmayı sürdürecektir.
Blog yukarıdaki zeminden aldığı hareketle daireler çizerek bir dertler anlatır. dinleyiniz..

Twitter

Hata: Twitter hesabının erkese açık olduğundan emin olun.

Ağustos 2016
P S Ç P C C P
« Mar    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.